Evil Dead

Yeniden çevrimlerin en başarısız örnekleri çoğu zaman korku türünden çıkıyor. Klasikleşmiş birçok korku filmi, yeni teknolojiler ve daha büyük bütçelerle tekrar seyirci karşısına çıkarılırken çoğu zaman orijinal yapımların ruhunu yakalamaktan uzak kaldı. The Texas Chainsaw Massacre, Friday the 13th, The Fog ve Halloween gibi birçok klasik, yeniden çevrimleriyle tartışmalı sonuçlar ortaya çıkardı. Bu yüzden Evil Dead’in yeniden çekileceği açıklandığında korku severlerin önemli bir bölümü benzer bir hayal kırıklığı yaşamaktan çekiniyordu.

Üstelik yönetmen koltuğunda ilk uzun metraj deneyimini gerçekleştirecek Fede Alvarez’in bulunması beklentileri daha da azaltıyordu. Ancak film vizyona girdiğinde durum beklenenden farklı oldu.

Uyuşturucu bağımlılığı nedeniyle zor günler geçiren Mia, abisi David, David’in sevgilisi Natalie ve arkadaşları Olivia ile Eric’ten yardım ister. Grup, Mia’nın iyileşme süreci için ormandaki eski bir kulübeye gider. Ancak burada buldukları gizemli bir kitap, onları giderek büyüyen bir dehşetin içine sürükleyecektir.

Filmin en önemli farkı, klasik korku filmlerindeki "eğlenmek için ormana giden gençler" klişesini değiştirerek başlamasıdır. Mia’nın bağımlılığı, geçmişte abisiyle yaşadığı sorunlar ve ailesiyle olan ilişkisi filme yalnızca korku unsuru değil, aynı zamanda dramatik bir altyapı kazandırıyor.

Hatta filmin belirli bir bölümüne kadar yaşananların Mia’nın yoksunluk krizinden kaynaklanan halüsinasyonlar mı yoksa gerçek bir doğaüstü olay mı olduğu konusunda bir belirsizlik yaratılıyor. Ancak film ilerledikçe bu psikolojik gerilim potansiyeli geri plana itilerek korku türünün daha fiziksel ve kanlı tarafına yöneliyor.

Fede Alvarez’in en büyük başarısı ise doksan dakikalık süreyi son derece ekonomik kullanması. Film daha ilk dakikalardan itibaren atmosferini kuruyor ve izleyicisini ormandaki kulübenin içine hapsediyor. Karanlık, kapalı mekân kullanımı ve sürekli artan gerilim duygusu sayesinde oldukça klostrofobik bir deneyim yaratıyor.

Alvarez, korku türünün klasik kodlarını kullanırken zaman zaman bu beklentileri tersine çevirmeyi de başarıyor. Gore unsurlarını yalnızca şok etkisi için değil, filmin genel atmosferinin bir parçası olarak kullanıyor. Bunun yanında Japon korku sinemasının etkileri de özellikle atmosfer yaratımında hissediliyor.

Filmin en büyük eksikliği ise aslında en güçlü tarafında saklı. Mia’nın bağımlılığı ve abisiyle olan ilişkisi daha fazla işlenseydi, film yalnızca başarılı bir korku filmi değil, aynı zamanda güçlü bir karakter dramı da olabilirdi. Ancak Alvarez, farklı korku türlerini aynı yapı içerisinde birleştirmeyi tercih ediyor. Psikolojik gerilim, kulübe korkusu, gore ve zombi sinemasına yakın unsurlar arasında gidip gelen film, bu açıdan riskli bir yol izliyor.

Buna rağmen yönetmenin kontrollü anlatımı sayesinde bu çeşitlilik büyük ölçüde avantaja dönüşüyor.

Korku sinemasında kötü yeniden çevrimlerle sürekli yara alan Hollywood’un itibarını Evil Dead tamamen kurtarmasa da önemli ölçüde toparlıyor. Fede Alvarez’in türe olan hâkimiyeti ve görsel yeteneği, onu korku sinemasında takip edilmesi gereken yönetmenlerden biri haline getiriyor.


Yorumlar