The Following: Seri Katilin Performansa Dönüşen İsyanı

Geçtiğimiz haftanın en merak edilen televizyon olaylarından biri olan The Following, insan doğasındaki şiddet dürtüsünü merkezine alan bir seri katil ile onu yakalamaya çalışan dedektif arasındaki klasik mücadeleyi farklı bir noktaya taşımayı hedefliyor.

Edgar Allan Poe hayranı olan profesör Joe Carroll, yıllar önce ondört öğrencisini gözlerini oyarak öldürmüş ve yalnızca bir öğrencinin hayatta kalmasına izin vermiş bir seri katildir. Hapishaneden kaçtıktan sonra yarım bıraktığı hikâyeyi tamamlamak isteyen Carroll'un peşine ise onu daha önce yakalamış olan eski FBI ajanı Ryan Hardy düşer.

Ancak olay kısa sürede klasik bir seri katil-polis kovalamacasının dışına çıkar. Çünkü Carroll, hapishanedeki yılları boyunca yalnızca fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da örgütlenmiştir. İnternet üzerinden oluşturduğu takipçi kitlesi sayesinde artık tek başına hareket eden bir katil değil, kendisini merkeze alan bir düşüncenin lideridir.

Dizinin asıl ilgi çekici tarafı da burada ortaya çıkar. The Following, şiddetin yalnızca bireysel bir sapkınlık olmadığını, bazen bir fikre, bir anlatıya ve hatta kolektif bir harekete dönüşebileceğini sorgular.

Joe Carroll'un edebiyata duyduğu takıntı, öldürme arzusuyla paralel ilerler. Onun için cinayet yalnızca bir eylem değil, kurgulanmış bir anlatıdır. İnsanları öldürmez; onlara bir hikâye içinde roller verir. Bu noktada Ryan Hardy ile arasında ilginç bir paralellik oluşur. Carroll'un kurbanları üzerinde kurduğu obsesif bağın benzerini Hardy de Carroll'u yakalama konusunda yaşar. İkisi de aslında birbirinin aynası haline gelir.

Dizinin afişinde Hardy'nin sembolik olarak Carroll'a dönüşmesi de bu ilişkinin altını çizer. Avcı ile av arasındaki sınır giderek bulanıklaşır. Hardy, Carroll'u yakalamaya çalışırken farkında olmadan onun dünyasına yaklaşmaya başlar.

Seri katil anlatılarına getirilen en önemli yeniliklerden biri ise Carroll'un internet üzerinden oluşturduğu takipçi kitlesidir. Klasik seri katil figürü genellikle yalnız hareket eden, toplumdan kopuk bir karakter olarak çizilir. Carroll ise tam tersine, görünürlüğünü ve etkisini kitleler üzerinden artırır.

Bu noktada Carroll'u bir tür performans sanatçısı olarak okumak mümkündür. Performans sanatı, yalnızca bir fikri sergilemek değil, o fikri beden üzerinden gerçekleştirmek üzerine kuruludur. Tiyatroda oyuncu sahte bir bıçak kullanırken performans sanatçısı çoğu zaman gerçek bedeni ve gerçek acıyı işin içine dahil eder. Carroll'un cinayetleri de benzer şekilde bir gösteriye dönüşür. Onun için önemli olan yalnızca sonuç değil, eylemin kendisinin izleyici tarafından algılanmasıdır.

Ancak Carroll'un performansı sosyal medya çağında farklı bir boyuta ulaşır. Önceden tek başına gerçekleştirdiği eylemler, takipçilerinin katılımıyla kolektif bir gösteriye dönüşür. Hapishaneden kaçışı yalnızca bir kaçış değildir; uzun zamandır hazırladığı performansın başlangıcıdır.

Dizinin adı olan The Following de bu noktada anlam kazanır. Başlık hem Carroll'un peşinden giden polisi hem de Carroll'u takip eden hayran kitlesini ifade eder. Takip etmek burada yalnızca fiziksel bir hareket değil, bir fikrin peşinden gitmek anlamına gelir.

Bu noktada Michel Foucault'nun iktidar ve beden üzerine düşünceleri de akla gelir. Foucault'ya göre iktidar yalnızca yasalarla değil, bedenleri düzenleyerek ve kontrol ederek işler. Modern toplum bireyin bedenini disipline eder, onu belirli normlara uygun hale getirir. Carroll ise tam tersine bedenleri disiplin altına almak yerine onları şiddet yoluyla görünür kılar.

Onun eylemleri elbette özgürleştirici değildir; aksine yıkıcı ve korkutucudur. Ancak dizinin ilgi çekici noktası, Carroll'un neden bazı insanlar üzerinde etkili olabildiği sorusudur. Çünkü Carroll yalnızca öldüren bir adam değildir; kendisini bir düşüncenin, bir anlatının ve bir gösterinin merkezine yerleştiren biridir.

Şiddete aç bir manyak, edebiyata saplantılı bir sosyopat, takipçilerini yönlendiren bir kült lider ya da yaptıklarını bir felsefeye dönüştüren Joker benzeri bir karakter...

The Following, ilk bölümüyle Joe Carroll karakteri üzerinden yalnızca bir seri katil hikâyesi anlatmayacağını, şiddetin nasıl üretildiği ve nasıl yayıldığı üzerine de düşünmeye çalışacağını gösteriyor.

Yorumlar