Masumiyet Müzesi sadece bir aşk romanı değildir; aşkın nesneye kaydığı bir romandır. Kemal’in Füsun’a duyduğu arzu, zamanla kadının kendisinden çok ondan geriye kalan izlere yönelir. Küpeler, tokalar, sigara izmaritleri, gazoz şişeleri, biblolar… Bu nesneler yalnızca hatırlatmaz; anlatının ritmini belirler. Zaman lineer akmaz; nesne çağırır, anlatı sıçrar. Her bölüm bir vitrin gibidir. Kemal yalnızca anlatıcı değildir; küratördür. Roman, müze mantığıyla yazılmıştır. Bu nedenle anlatı ilerlemez; sergilenir. Pamuk’un radikal hamlesi burada yatar: Aşkı özne-özne ilişkisinden çıkarıp özne-nesne ilişkisine dönüştürür. Dramatik enerji diyalogdan değil, nesnenin müdahalesinden doğar. Aşk yaşanmaz; arşivlenir. Hafıza akışkan değildir; vitrine konur, sabitlenir, sahiplenilir. Romanın ontolojisi budur. Yeşilçam Pastişi ve Bozulan Mesafe Romanın bir diğer katmanı ise bilinçli bir Yeşilçam melodramı gibi çalışmasıdır. Zengin oğlan–fakir kız, sınıfsal uçurum, aile baskısı, uzayan nişanlılık, i...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar