Kayıtlar

Sahnede Düzenlenen Yas, Ormanda Taşan Dehşet: Hamnet ve Antichrist Üzerine

Hamnet, Shakespeare’in kayıp oğlunun yasını anlatan bir filmden çok; yasın kim tarafından, hangi dille ve nerede anlamlandırıldığı üzerine kurulu sessiz bir çatışmadır. Film, merkezine dramatik bir olaydan ziyade bir eksikliği alır: Adı sahne altında bir "başlığa" dönüşürken, kendisi o sahneden ve tarihten silinmiş bir çocuğun yokluğunu. Bu noktada karşımıza çıkan, sadece bir isim benzerliği değil, bir "adın mülkiyeti" meselesidir. Bu mülkiyet, yasın kime ait olduğunu değil; kimin onu konuşma, sahneye taşıma ve tarihe bırakma hakkına sahip olduğunu belirler. Çocuğun bedeni kaybolurken ismi sahnede yeniden doğar; ancak bu ikinci doğum annenin rahminde değil, babanın dilinde gerçekleşir. Yas, bu simgesel kırılmayla birlikte evladın biricikliğinden koparılıp babanın estetik mülkiyetine devredilir. Doğa ve Kültür Kıskacı: Romantize Edilmiş Esaret Filmin karakter inşası, yerleşik toplumsal cinsiyet rollerini tersyüz ediyor iddiasıyla başlasa da aslında daha rafine bir ik...

In die Sonne schauen: Hafıza, Travma ve Anti-Nostalji

AŞK FİLMLERİNİN UTUNULMAZ LİSTESİ (300+ Film)

Gökkuşağının Bittiği Yer: Eyes Wide Shut

Gençlik ve Bir Yol Hikâyesi: Almost Famous

Faşizmi Anlatmanın Ahlaki Sınırı Üzerine : Nuremberg

Toplumsal Belleğin Sinematik Kazısı: O Agente Secreto ve Sıradanlaşan Kötülük

Gerçeğin Bedeli: Rental Family ve Modern Dünyada Yakınlığın Dönüşümü