Hamnet, Shakespeare’in kayıp oğlunun yasını anlatan bir filmden çok; yasın kim tarafından, hangi dille ve nerede anlamlandırıldığı üzerine kurulu sessiz bir çatışmadır. Film, merkezine dramatik bir olaydan ziyade bir eksikliği alır: Adı sahne altında bir "başlığa" dönüşürken, kendisi o sahneden ve tarihten silinmiş bir çocuğun yokluğunu. Bu noktada karşımıza çıkan, sadece bir isim benzerliği değil, bir "adın mülkiyeti" meselesidir. Bu mülkiyet, yasın kime ait olduğunu değil; kimin onu konuşma, sahneye taşıma ve tarihe bırakma hakkına sahip olduğunu belirler. Çocuğun bedeni kaybolurken ismi sahnede yeniden doğar; ancak bu ikinci doğum annenin rahminde değil, babanın dilinde gerçekleşir. Yas, bu simgesel kırılmayla birlikte evladın biricikliğinden koparılıp babanın estetik mülkiyetine devredilir. Doğa ve Kültür Kıskacı: Romantize Edilmiş Esaret Filmin karakter inşası, yerleşik toplumsal cinsiyet rollerini tersyüz ediyor iddiasıyla başlasa da aslında daha rafine bir ik...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar