Harris Dickinson, kamera önündeki karizmasını kamera arkasına taşıdığında ortaya yalnızca başarılı bir ilk film değil; İngiliz sosyal gerçekçiliğine atılmış sert, huzursuz edici bir darbe çıkıyor: Urchin . Film ilk bakışta Ken Loach’un gri gerçekçiliğiyle, Andrea Arnold’ın sokakla temas eden kamerasıyla akraba duruyor. Aynı kaldırımlar, aynı dar odalar, aynı yoksulluk hissi. Ancak Urchin , bu geleneğin en güvenli yerinden bilinçli olarak uzak duruyor. Bu film, “sistemin ezdiği ama onurunu koruyan işçiyi” anlatmak istemiyor. Tam tersine. Sistemin kustuğu, toplumun “ıslah etmeye” çalıştığı ama bizim de sevmekte zorlandığımız bir adamın hikâyesini anlatıyor: Mike’ın. Bu yüzden Urchin , yoksulluk filmi değildir. Bu film, kimin acısının insan sayıldığıyla ilgilidir. 1. Sevilmeyen Mağdur ve Ahlaki Konforumuz Mike sevilmez. Film bunu gizlemez, yumuşatmaz, telafi etmeye çalışmaz. Kaba, öfkeli, şiddete meyilli bir adamdır. Yanlış bakar, yanlış susar, yanlış pa...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar