İnsan, karşılaştığı şeyi anlamaz; onu kendine benzetir. Bilinmeyenle temas kurduğunu sandığı her an, aslında kendi zihninin içinde dolaşır. Onu olduğu gibi bırakmaz; sınıflandırır, isimlendirir ve geçmiş deneyimlerin içine yerleştirir. Anlamak dediğimiz şey çoğu zaman, dış dünyayı olduğu gibi görmek değil, onu zihnin mevcut düzenine tercüme etmektir. Ama belki de bu metnin kendisi de aynı hatayı yapıyor; bilinmeyeni anlamaya değil, onu kendi kavramsal düzenine indirgemeye çalışıyor. Stanisław Lem’in Solaris ’i tam olarak bu çeviri sürecinin sınırında durur. İnsanlar, okyanusla temas kurduklarını sanırken aslında kendi zihinleriyle temas halindedir. Solaris’e dair her bilimsel girişim bir karşılaşma değil, bir projeksiyondur. İnsan, bilinmeyeni çözmeye çalışırken onu kendine benzetir. Ama Solaris benzemeyi reddeder. Solaris’in asıl dehşeti, insanın evreni anlayamaması değil; anladığını sandığı her şeyin zaten kendisi olmasıdır. Üstelik bu bir tercih değil, bir zorunluluktur. İn...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar