R.M.N - 2022

R.M.N.: Toplumsal Bir Beyin MR’ı ve Gördüğümüz O 'Hayalet'

Bazı yönetmenler, film çekmenin ötesine geçerek, bir neşterle toplumun sinir uçlarına dokunur. Rumen sinemasının önemli isimlerinden Cristian Mungiu, bu yönetmenlerin başında gelir. 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün ile izleyiciyi sarsan yönetmen, şimdi de R.M.N. (Rezonanță Magnetică Nucleară) ile karşımızda. Filmin adı, bir vaadin habercisidir: Avrupa'nın kolektif bilincinin bir MR'ını çekmek.

Peki, bu MR'ın sonucunda ne görüyoruz? Bu rahatsız edici görüntüye yakından bakalım.

Filmin Konusu: Bir Köy, Bir Fırın ve Bir Linç

Film, Almanya'daki işini şiddetli bir tartışma sonrası bırakan Matthias'ın, Transilvanya'daki çok-etnikli köyüne dönmesiyle başlar. Döndüğünde, oğlu Rudi'nin ormanda gördüğü gizemli bir şey yüzünden suskunluğa gömüldüğünü ve babalık görevlerini ihmal ettiğini fark eder. Aynı zamanda, köyün en büyük işvereni olan bir fırını yöneten eski sevgilisi Csilla ile olan karmaşık ilişkisini de sürdürmeye çalışır. Csilla, AB fonlarından yararlanmak ve fırını ayakta tutmak için Sri Lanka'dan iki işçi getirdiğinde, köyün sakinleri arasında bastırılmış korkular, ırkçılık ve ekonomik kaygılar su yüzüne çıkar ve olaylar toplu bir histeriye doğru sürüklenir.

Mikro Kozmos: Baba, Oğul ve Ormandaki 'Hayalet'

Film, Matthias'ın Almanya'da "çingene" ithamına şiddetle tepki verip Transilvanya'daki köyüne dönmesiyle açılır. Köyde onu bekleyen tablo, artık kendisinden uzaklaşmış bir eş ve ormanda "bir şey" gördükten sonra travmatik bir sessizliğe bürünen küçük oğlu Rudi'dir.

Mungiu, burada klasik mikro/makro evrenini kurar:

  • Mikro düzeyde, Matthias'ın, oğlunu "adam etme" ve onu "erkekleştirme" çabasını görürüz. Bu, Zvyagintsev'in The Return filmindeki baba figürünü anımsatsa da, Matthias'ın motivasyonu 'mitolojik' bir otoriteden çok, kendi 'kaybolmuşluğu' ile ilgilidir.

  • Makro düzeyde ise, çocuğun ormandan/bilinmeyenden duyduğu korku, köy halkının "yabancılardan" (fırında çalışmak için gelen Sri Lankalı işçilerden) duyduğu korkunun sembolik bir yansımasıdır.

Olayların geçtiği yerin Transilvanya olarak seçilmesi tesadüfi değildir. Burası, tarihsel olarak Rumen, Macar ve Alman kültürlerinin kesiştiği, bir "araf" bölgesidir. Tıpkı köy halkı gibi, bir yanda Csilla'nın temsil ettiği "rasyonel" AB fonları ve modernite, diğer yanda Matthias'ın ve ormanın temsil ettiği "ilkel" içgüdüler, vahşet ve korunma ihtiyacı arasında sıkışıp kalmıştır.

İnfilak Anı: "Medeni" Bir Linç Toplantısı

Mungiu, bu gerilimin fitilini film boyunca yavaşça ve ustalıkla döşer. Bu fitil, sinema tarihine geçebilecek bir sekansta, belediye meclisi toplantısında infilak eder.

Yaklaşık 15-20 dakikalık kesintisiz bir planda, köyün bütün patolojisi, bir MR'ı çekilircesine ortaya serilir. Bu toplantının en rahatsız edici yanı, kimsenin açıkça "Ben ırkçıyım" dememesidir. Tam aksine, herkes son derece "medeni" ve "mantıklı" gerekçelerle o işçileri istemediğini savunur: "Hijyenik değiller", "Çocuklarımız korkuyor", "Kültürümüz bozuluyor"...

O "demokratik" oylamayla alınan "defolup gitsinler" kararı, medeniyet maskesi altındaki ilkel nefretin bir belgesidir.

İkiyüzlülüğün MR'ı: Kurban mı, Fail mi?

Bu noktada, Matthias'ın karakteri kilit bir rol oynar. Filmin başında Almanya'da "çingene" ithamıyla onurunun zedelendiğini düşünen ve şiddete başvuran bu adam, kendi köyünde benzer bir ırkçılık dalgası yükselirken ne yapar?

Cevap, onun sessizliğinde ve eylemsizliğinde gizlidir. Irkçılığın kaypak doğası tam da budur; "haklı olma" güdüsüyle beslenir. Matthias, Almanya'da 'kurban' olduğu için haklıdır. Köyünde ise 'ev sahibi' olduğu için (ya da öyle hissettiği için) haklıdır. Bir bağlamda kurbanı olduğu şeyin, başka bir bağlamda sessiz ortağına dönüşebilir. Mungiu, bu ahlaki kaypaklığı karakterin eylemsizliği üzerinden deşifre eder.

Sonuç: 'Hayalet' ve Onu Tetikleyen 'Motor'

Peki, tüm bu nefretin asıl kaynağı nedir? Cevap, filmin en başında Rudi'nin gördüğü o "hayalete" dönmeyi gerektirir.

O "hayalet", yani o ilkel korku ve "ayı" tehdidi, Sri Lankalıların gelişiyle ortaya çıkmamıştır; o, ormanın derinliklerinde hep var olmuştur. Bu 'hayaletin' asıl adı, o ilkel **'öteki korkusu'**dur. Gelir adaletsizliği ve ekonomik çaresizlik ise, bu 'hayaleti' besleyen, onu rasyonel bir kılıfa sokan, tetikleyen ve sonunda bir silaha dönüştüren asıl motordur.

Köyün fırını, yerel halk daha iyi ücretler için AB ülkelerine göç ettiğinden, asgari ücrete çalışacak işçi bulamaz. Sistem, fırın sahibine başka bir yasal çözüm sunar: Merdivenin en alt basamağındaki (Sri Lankalı) işçileri ithal etmek.

Köy halkının öfkesi ise bu noktada kritik bir sapma yaşar. Öfke, onları yoksullaştıran sisteme veya bu adaletsizliği yöneten "iktidara" yönelmez. İktidarların bu aymazlığı, yoksulların öfkesinin, doğrudan bir müdahaleye gerek kalmadan, bir başka yoksul grubun üzerine yıkılmasına zemin hazırlar. Zira asıl 'aymazlık', bu öfkeye neden olan gelir adaletsizliğini çözmemek ve bu eylemsizlikle patlamaya adeta davetiye çıkarmaktır.

Filmin o muğlak finali de bu toplumsal MR'ın son görüntüsüdür. Ormanda beliren o ayı-insan karışımı figürler, rasyonel olanın ilkel olana yenildiği, medeniyet maskesinin düştüğü ve ahlaki pusulanın tamamen çöktüğü o anı temsil eder. Matthias'ın o sahnede donup kalması ise bu çöküşün bireysel tezahürüdür. Onun beyni, bu ikilemi ve ahlaki çöküşü artık kaldıramamıştır; bu, toplumsal bir beyin ölümüdür.

Yorumlar