Korku türüne zaman zaman yaklaşan ve daha önce Interview with the Vampire ile vampir mitolojisine kendi yorumunu getiren İrlandalı yönetmen Neil Jordan, uzun bir aradan sonra yeniden bu türe dönüyor. Ancak Byzantium, Anne Rice uyarlamasından farklı olarak Moira Buffini’nin A Vampire Story adlı oyunundan sinemaya uyarlanıyor.
Adını filmdeki Byzantium Oteli’nden alan yapım, vampirliği bir güçten çok bir lanet olarak taşıyan iki kadının hikâyesini anlatıyor. Vampir anne-kız Clara ve Eleanor, geçmişlerinden kaçarken küçük bir sahil kasabasına sığınırlar. Clara burada Byzantium isimli oteli geneleve dönüştürerek hayatta kalmaya çalışırken, Eleanor okula başlayarak normal bir hayat kurmayı dener.
Eleanor’un okul için yazdığı hikâye ise aslında annesinin iki yüz yıl önce başlayan gerçek yaşam öyküsüdür. Film, bu iki zaman dilimini Eleanor’un yazıları üzerinden yaptığı geri dönüşlerle başarılı biçimde birleştirerek hem bir vampir hikâyesi hem de kuşaklar arası bir travma anlatısı kurar.
Vampir Mitinin Feminist Yorumu
Vampir, zombi, kurtadam veya cadı gibi fantastik figürler tarih boyunca yalnızca korku unsuru olarak değil, toplumsal meseleleri tartışmak için de kullanılmıştır. Sınıf farklılıkları, tüketim kültürü, cinsiyet politikaları ve iktidar ilişkileri bu türlerin içerisinde sıkça kendine yer bulur.
Byzantium da vampir mitini kadın deneyimi üzerinden yeniden yorumlar. Clara, yalnızca erkeklerden oluşan "Biraderlik" adlı vampir topluluğundan kaçan ve kendi kaderini belirlemeye çalışan bir karakterdir. Biraderlik, vampirliğin erkek egemen ve kapalı yapısını temsil ederken Clara bu düzenin dışına çıkmaya çalışan bir figür olarak konumlanır.
Ancak filmin feminist damarının bazı noktalarda geleneksel anlatı kalıplarına yaklaştığı da söylenebilir. Özellikle final bölümünde Clara'nın özgürleşme sürecinin daha klasik bir çözüme bağlanması, filmin başındaki radikal tavrın etkisini bir miktar azaltır.
Bir Büyüme Hikâyesi
Byzantium'un en güçlü taraflarından biri ise Eleanor'un büyüme hikâyesidir. Clara hayatta kalmayı öğrenmiş, sert ve mücadeleci bir karakterken Eleanor annesinin aksine ait olabileceği bir dünya arayan genç bir kadındır.
Anne-kız arasındaki gerilim filmin merkezinde yer alır. Clara kızını korumaya çalışırken aslında onu kendi geçmişinin yükünden de uzak tutmaya çalışır. Eleanor ise annesinin koruyucu ama aynı zamanda sınırlayıcı dünyasından çıkarak kendi kimliğini kurmak ister.
İki karakter arasındaki çatışma, filmin en güçlü bölümlerini oluşturur. Çünkü burada mesele yalnızca vampirlerin peşindeki düşmanlardan kaçmak değil; geçmişin ve travmaların yeni kuşaklara aktarılmasını engellemektir.
Ortada Kalmış Bir Film
Byzantium, Neil Jordan’ın vampir mitine geri dönüşünü güçlü bir görsel dünya ve farklı bir bakış açısıyla gerçekleştirdiği bir film. Stilize atmosferi, kadın merkezli hikâyesi ve klasik vampir anlatılarına getirdiği farklı yorumla dikkat çekiyor.
Her ne kadar politik damarını son bölümde daha güvenli bir noktaya çekse de, Eleanor’un büyüme hikâyesi ve Clara ile kurduğu karmaşık anne-kız ilişkisi filmi ayakta tutuyor.
Günümüzde fantastik sinema çoğu zaman aksiyon ve görsel gösteriye yaslanırken, Byzantium vampir mitini kimlik, özgürlük ve geçmişle hesaplaşma üzerinden ele alıyor. Bu nedenle kusurlarına rağmen Neil Jordan gibi bir yönetmenin elinden çıkan, tür içerisinde farklı bir yerde duran önemli bir çalışma olarak kalıyor.

Yorumlar