Nicolas Winding Refn ve Ryan Gosling’in Drive ile kurdukları başarılı birliktelik, ister istemez izleyicide bu ikilinin Only God Forgives ile aynı etkiyi tekrar yaratacağı beklentisini oluşturdu. Geçen yılın en dikkat çekici filmlerinden biri olan Drive ile biçimsel olarak bazı benzerlikler taşısa da Only God Forgives, ne hikâyesiyle ne de karakter yapısıyla onun devamı sayılabilecek bir film.
İki film arasındaki en belirgin ortak nokta Ryan Gosling olsa da, Gosling burada Drive’daki melankolik, romantik ve kontrollü karakterin tam tersine daha pasif, içine kapanık ve kendi varlığına bile yabancılaşmış bir adamı canlandırıyor.
Bangkok’ta bir boks kulübü işleten Julian ve abisi Billy, bu mekânı uyuşturucu ticareti için paravan olarak kullanmaktadır. Billy’nin öldürülmesinin ardından Amerika’dan gelen anneleri Crystal, olayın karşısında kendi adalet anlayışıyla hareket ederek intikam talep eder. Julian ise annesinin aksine bu şiddet döngüsüne mesafeli durmaya çalışır.
Aslında burada güçlü bir aile trajedisinin temelleri atılır. Anne-oğul çatışması, suç, iktidar ve erkeklik kavramları üzerinden oldukça etkileyici bir hikâyeye dönüşebilecek potansiyele sahiptir. Ancak Refn, bu hikâyeyi klasik anlatı kalıpları içerisinde ilerletmek yerine görüntüler, renkler ve atmosfer üzerinden kurmayı tercih eder.
Hikâyeden Çok Atmosfer
Only God Forgives’in en büyük gücü ve aynı zamanda en tartışmalı tarafı burada ortaya çıkar. Refn, karakterlerin iç dünyasını uzun diyaloglar veya geleneksel dramatik yapı üzerinden değil; sessizlikler, renkler, kadrajlar ve semboller aracılığıyla anlatır.
Drive’da da gördüğümüz neon ışıkları, geniş renk kullanımı ve minimal anlatım burada çok daha ileri bir noktaya taşınır. Ancak bu kez görsellik yalnızca hikâyeyi destekleyen bir unsur olmaktan çıkar ve filmin asıl anlatım aracına dönüşür.
Refn için Bangkok yalnızca bir mekân değildir; karakterlerin bastırılmış arzularının, suçluluklarının ve şiddet eğilimlerinin dışavurduğu tekinsiz bir dünyadır. Film, gerçekçi bir suç hikâyesinden çok karakterlerin psikolojik durumlarını yansıtan karanlık ve sembolik bir masal gibi ilerler.
Julian’ın sessizliği ve pasifliği de bu yüzden önemlidir. O, klasik anlamda bir suç kahramanı değildir; annesinin otoritesi, geçmişi ve kendi yetersizlikleri arasında sıkışmış bir figürdür. Şiddetin içinde yaşamasına rağmen kendi hayatına bile tam anlamıyla hâkim olamayan bir karakterdir.
Filmin görsel dünyası, Refn’in sinemasının en belirgin özelliklerinden birini oluşturur. Neon ışıklarla kaplı karanlık sokaklar, simetrik kadrajlar ve ağır ritim, filmi klasik bir suç anlatısından çıkararak neredeyse rüya ile kâbus arasında gidip gelen bir deneyime dönüştürür.
Only God Forgives kolay sevilecek bir film değildir. Özellikle Drive sonrasında oluşan beklentiler düşünüldüğünde birçok izleyici için hayal kırıklığı yaratması anlaşılabilir. Ancak film, Refn’in daha soyut, daha sembolik ve daha deneysel sinema anlayışına geçişinin önemli örneklerinden biridir.
Belki Drive kadar dengeli ve etkileyici değildir; fakat yarattığı atmosfer, cesur görsel dili ve karakterlerine yaklaşımıyla Nicolas Winding Refn filmografisinde kendine özgü bir yerde durmaktadır.
Only God Forgives, Drive’ın tekrarı değil; onun romantik dünyasını parçalayarak suç, erkeklik ve güç üzerine daha karanlık bir kabusa dönüştüren farklı bir yüzüdür.

Yorumlar