Seven Psychopaths: Yaratıcılığın En Büyük Psikopatı


Bir kısa film ve bir uzun metraj ile adından sıkça söz ettiren yönetmen Martin McDonagh, merakla beklenen yeni filmi Seven Psychopaths ile tekrar izleyici karşısına çıktı. In Bruges ile yaptığı etkileyici çıkış, yönetmenin yeni filmi üzerindeki beklentileri de oldukça yükseltmişti. Ancak Seven Psychopaths izlendikten sonra görüyoruz ki McDonagh bu beklentilerin altında ezilmek yerine, üzerindeki baskıyı filmin kendisine dönüştürmeyi tercih etmiş. Yönetmen, yaşadığı yaratıcı sıkışmışlığı yine kendi üslubuyla bir suç hikâyesinin içine yerleştirerek beklentilerin yarattığı baskıyı anlatının merkezine taşıyor.

Filmin konusuna kısaca baktığımızda; senaryo yazma konusunda ciddi bir tıkanıklık yaşayan yazar Marty'nin, arkadaşlarının bir gangsterin Shih-Tzu cinsi köpeğini kaçırmasıyla kendisini tehlikeli ve absürt bir olaylar zincirinin içinde bulmasını izliyoruz. Köpeğin sahibinin acımasız bir gangster olması, Marty ve arkadaşlarını hem ölümcül hem de oldukça tuhaf bir oyunun içine sürüklüyor.

Filmin ismi ister istemez Akira Kurosawa'nın klasikleşmiş filmi Seven Samurai'yi hatırlatıyor. İki film arasındaki ilişki yalnızca başlıklardaki "Seven" kelimesiyle sınırlı değil. Kurosawa'nın filminde, hayatta kalabilmek ve ürünlerini eşkıyalardan koruyabilmek için yedi samuraydan yardım isteyen köylülerin hikâyesi anlatılır. Seven Psychopaths'ta ise bunun karşılığını, yaratıcı tıkanıklığını aşmaya çalışan bir yazarın yedi psikopattan ilham almasında görüyoruz.

Marty, yazacağı senaryonun karakterlerini gerçek hayatın içinden toplamaya başlar. Tıpkı köylülerin hayatta kalmak için samuraylara ihtiyaç duyması gibi, Marty de kendi hikâyesini yaratabilmek için bu "psikopatlara" ihtiyaç duyar. Film boyunca karşımıza çıkan her psikopatın hikâyesi aslında başlı başına küçük bir anlatı parçasıdır. Bu kısa hikâyeler, filmin ana örgüsünden bile zaman zaman daha etkileyici ve eğlenceli bir seyir sunar. Çünkü McDonagh burada yalnızca bir suç filmi anlatmaz; bir hikâyenin nasıl oluştuğunu, karakterlerin nasıl doğduğunu ve bir yazarın gerçekliği nasıl dönüştürdüğünü de gösterir.

Filmin finalindeki çöl bölgesi ise oldukça anlamlı bir seçimdir. Yazma sıkıntısı yaşayan bir yazarın zihinsel boşluğunu temsil eden bu ıssız mekânda, gerçek hayat ile Marty'nin senaryosu birbirine karışır. Büyük hesaplaşmanın ardından Marty hayatta kalır ve sonunda istediği senaryoyu tamamlamayı başarır.

Ancak burada tekrar Seven Samurai'yi hatırlamak gerekir. Kurosawa'nın finalinde hayatta kalan üç samuray, köylülerin zafer kutlamasını izler. Savaş kazanılmıştır ama samurayların bu yeni düzende artık bir yeri yoktur.

Kambei'nin söylediği gibi:

"Yine biz yenildik. Çiftçiler kazandı, biz değil."

Samuraylar zaferi mümkün kılmıştır ancak kazananlar onlar değildir.

Seven Psychopaths bu fikri daha modern ve daha acımasız bir noktaya taşır. Film boyunca Marty'nin hikâyesine malzeme sağlayan psikopatların neredeyse tamamı ölür. Kazanan ise onların hikâyelerini kullanarak senaryosunu tamamlayan Marty olur. Hatta Marty, tıpkı Kurosawa'nın köylüleri gibi, artık kendisi için anlamını yitiren karakterleri geride bırakır. Ölen arkadaşlarının kaybı ve hayatta kalan psikopatın hikâyesi bile onun tamamladığı senaryonun gölgesinde kalır.

Bu noktada filmin asıl sorusu ortaya çıkar: Gerçek psikopat kimdir?

Başkalarını öldüren insanlar mı, yoksa onların acılarını, kayıplarını ve hayatlarını kendi sanatına dönüştüren kişi mi?

McDonagh burada sanatçının ahlaki sorunlarına dokunur. Bir yazar ya da yönetmen, başkalarının acılarından anlam çıkarırken aslında ne kadar masum kalabilir? Sinema çoğu zaman ölümleri anlamlı hikâyelere dönüştürür; kayıpları bir finale bağlar. Seven Psychopaths ise bu dönüşümün karanlık tarafını gösterir.

In Bruges sonrasında Martin McDonagh'dan beklentiler oldukça yükselmişti. Yönetmen bu baskının altında kalmak yerine onu filmin temel meselesine dönüştürdü. Seven Psychopaths, bir suç komedisi gibi görünen ama aslında yaratıcı kriz, sanatçının bencilliği ve hikâye anlatmanın ahlaki bedeli üzerine düşünen bir film.

Belki de filmin en büyük psikopatı, silah kullanan ya da insan öldüren karakterler değil; onların hikâyelerini alıp anlamlı bir anlatıya dönüştüren yazardır.

Yorumlar