Abraham Lincoln : Vampire Hunter

Abraham Lincoln: Vampire Hunter, Timur Bekmambetov'un yönetmenliğinde, Tim Burton'un yapımcılığında hayata geçirilmiş bir uyarlama. Filmin senaryosu ise aynı adlı romanın yazarı Seth Grahame-Smith tarafından kaleme alınmış.

Film, annesinin gizemli ölümüne tanık olan genç Abraham Lincoln'ün, bunun arkasında vampirlerin olduğunu öğrenmesiyle başlıyor. İntikam duygusuyla hareket eden Abraham, Henry Sturges'le tanışmasının ardından vampir avcılığına başlıyor. Bir süre sonra ise hikâye onu siyasetin içine ve Amerikan İç Savaşı'nın tam ortasına taşıyor.

Özetinden de anlaşılacağı üzere film oldukça parçalı bir anlatı kuruyor. Hikâye sık sık zaman atlamaları yaptığı için Abraham Lincoln'ün dönüşümü de yeterince inandırıcı hissedilmiyor. Bir sahnede vampir avlayan Lincoln'ü izlerken, birkaç dakika sonra kendisini siyaset sahnesinin merkezinde buluyoruz. Bu hızlı geçişler karakter gelişimini zayıflatıyor ve filmin dramatik bütünlüğüne zarar veriyor.

Filmin asıl tartışmalı tarafı ise tarihsel olaylara yaklaşım biçimi. Bekmambetov, Amerikan İç Savaşı'nı kölelik karşıtları ile vampirlerin desteklediği Güney arasında kurduğu fantastik karşıtlık üzerinden yeniden yorumluyor. Elbette alternatif tarih anlatıları tarihsel gerçeklik iddiası taşımaz; ancak burada kurulan alegori bana fazlasıyla tek taraflı geliyor. Film, tarihsel ve siyasal olarak oldukça karmaşık bir dönemi, iyiler ve kötüler arasında kurulmuş basit bir mücadeleye indirgeme eğiliminde.

Buna karşın görsel açıdan son derece başarılı sahneler de mevcut. Özellikle atların üzerinde geçen çatışma sekansı ve hareket hâlindeki tren sahnesi, Bekmambetov'un aksiyon yönetimindeki ustalığını açıkça gösteriyor. Vampir tasarımları ise klasik gotik anlayıştan çok 30 Days of Night çizgisine yaklaşıyor.

Yine de filmin vampir mitolojisini kullanma biçiminin daha cesur olabileceğini düşünüyorum. Vampirler tarih boyunca çoğu zaman aristokrasinin, sömürünün ya da iktidarın metaforu olarak okunmuştur. Abraham Lincoln: Vampire Hunter ise bu imkânı daha derin bir politik alegori kurmak yerine, Amerikan tarihini milliyetçi bir bakış açısıyla yeniden üretmek için kullanmayı tercih ediyor gibi görünüyor.

Tim Burton'un yapımcı kimliği de bu noktada dikkat çekici. Son döneminde yer aldığı projelere bakıldığında, Alice in Wonderland'de küresel pazara açılan Disney anlayışının, Dark Shadows'ta ise nostaljik bir kapitalizm eleştirisinin izleri görülüyordu. Abraham Lincoln: Vampire Hunter ise bu kez daha sığ bir Amerikan kahramanlık anlatısına yaslanıyor. Elbette Burton burada yönetmen değil, yapımcı; bu yüzden filmin bütün ideolojik tercihlerini ona yüklemek doğru olmaz. Ancak adının yer aldığı projelerin genel yönelimi düşünüldüğünde, bu tercihler ister istemez dikkat çekiyor.


Yorumlar