
Hiroshima mon amour'u sinema tarihi açısından eşsiz kılan birçok özelliği var. Fransız Yeni Dalgası'nın öncülerinden biri olması, dönemin sinemasal anlatımına yeni bir soluk getirmesi ve insanlık tarihinin en büyük suçlarından biri olan Hiroşima'ya atılan atom bombasını konu edinmesi bunların başında geliyor.
Film, Hiroşima'da bir film çekimi için bulunan Fransız bir aktris ile Japon bir mimar arasında yaşanan kısa süreli bir aşkı anlatıyor. Ancak bu ilişki, yalnızca iki insanın yakınlaşmasından ibaret değil; hafıza, unutma ve yeniden başlayabilme üzerine kurulmuş sembolik bir anlatının da merkezini oluşturuyor.
Kadının geçmişte yaşadığı büyük aşkın ve ardından gelen yıkımın izlerini, savaşın harabeye çevirdiği bir şehirde Japon sevgilisinin kollarında yeniden inşa etmeye çalışması son derece naif ve güçlü bir metafor. Kadın geçmişini yeni bir aşkla dönüştürmeye çalışırken, Hiroşima ise yaşadığı felaketi unutmayı reddeden bir hafızaya dönüşüyor. Filmde kadın unutmaya çalışırken, şehir hatırlamaya devam ediyor.
Bu nedenle kişisel hafıza ile kolektif hafıza sürekli iç içe geçiyor. Bireysel acılar zamanla başka anılarla yer değiştirebilir; ancak savaşın yarattığı yıkımı insanlığın ortak belleğinden silmenin bir yolu yok. Filmin içine ustalıkla yerleştirilen belgesel görüntüler de yalnızca tarihsel bir belge işlevi görmüyor; atom bombasının yarattığı trajediyi seyircinin zihnine tekrar tekrar kazıyor ve bu suçun yalnızca Japonya'nın değil, bütün insanlığın ortak vicdanına ait olduğunu hatırlatıyor.
Alain Resnais, kişisel bir aşk hikâyesi üzerinden tarihin en büyük travmalarından birini anlatırken, aslında unutmanın imkânsızlığını sorguluyor. Hiroshima mon amour, bir aşk filminden çok, hafızanın hem kurtarıcı hem de lanetleyici doğasına dair yazılmış şiirsel bir ağıt niteliği taşıyor.
Yorumlar