Buffy The Vampire Slayer

1980'lerde büyüyen ve çocukluğunu TRT ekranlarında geçirenler, Amerikan dizilerinin ortak bir ahlaki omurgaya sahip olduğunu hatırlayacaktır. A Takımı, Kara Şimşek, Görevimiz Tehlike, V... Hikâyeler farklı olsa da değişmeyen tek şey vardı: Mutlak iyi ile mutlak kötü arasındaki net mücadele. Kahramanlar neredeyse hiç değişmez, kötüler ise sonunda mutlaka kaybederdi.

Bugünün televizyon dünyasına baktığımızda ise bambaşka bir tabloyla karşılaşıyoruz. Artık karakterler ne tamamen iyi ne de tamamen kötü. Aynı kişi bir bölümde hayranlık uyandıran bir davranış sergilerken, bir sonraki bölümde etik açıdan savunulması güç kararlar alabiliyor. Modern televizyon anlatısı, insanı çelişkileriyle birlikte kabul etmeyi tercih ediyor.

Bu dönüşümün en önemli kilometre taşlarından ikisi ise Buffy the Vampire Slayer ve Angel. Her iki dizi de karakterlerini tek bir ahlaki kimliğe hapsetmek yerine sürekli dönüştürüyor. En masum karakterlerin bile karanlık taraflarıyla yüzleştiğini, en acımasız görünenlerin ise vicdan geliştirebildiğini görüyoruz. İyi ile kötünün birbirine karıştığı bu yapı, sonraki yılların televizyon anlayışının da habercisi oluyor.

Bugün Dexter, Lost, Breaking Bad, The Sopranos ya da Mad Men gibi dizilerin ortak noktası tam da burada yatıyor. Bir seri katile sempati duyabiliyor, bir uyuşturucu imparatorunun dönüşümünü ilgiyle izleyebiliyor ya da ahlaken sorunlu karakterlerin yanında kendimizi bulabiliyoruz. Çünkü artık televizyonun ilgilendiği şey kahramanlık değil; insan doğasının çelişkileri.

Bu değişimi farklı şekillerde okumak mümkün. Kimileri bunu Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte "mutlak düşman" fikrinin ortadan kalkmasına bağlayabilir. Kimileri ise psikoloji ve anlatı sanatının gelişmesiyle insanın siyah ve beyazdan ibaret olmadığının daha güçlü biçimde kabul edilmesi olarak görebilir. Belki de bütün bunlar yalnızca televizyon endüstrisinin seyirciyi ekrana bağlamak için geliştirdiği yeni bir anlatı stratejisidir.

Sebebi ne olursa olsun, televizyonun kahramanları artık kusursuz değil. Belki de onları ilk kez bu kadar gerçek yapan şey tam olarak bu.

Yorumlar