Indiana Jones - Kingdom of the Crystal Skull

Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull, serinin yaklaşık yirmi yıl sonraki dönüşü. İlk dikkat çeken şey elbette Harrison Ford'un yaşlanmış olması; ancak karakterin ruhunda pek bir değişiklik yok. Indiana Jones hâlâ bildiğimiz maceracı: bol aksiyon, bol mizah ve dur durak bilmeyen bir serüven.

Steven Spielberg de kendine özgü anlatısını sürdürüyor. Baba-oğul ilişkisi, aile bağları ve kuşak çatışması yine filmin temel dinamikleri arasında yer alıyor. Ancak seriyi önceki filmlerden ayıran asıl unsur, bu kez hikâyenin geçtiği dönem. 1957 yılıyla birlikte Nazi tehdidinin yerini Soğuk Savaş paranoyası alıyor; düşman artık Sovyetler Birliği ve maceranın merkezinde mistik dini eserler yerine uzaylı mitolojisi bulunuyor.

Film, bu değişimle birlikte klasik Indiana Jones formülünü 1950'lerin bilimkurgu sinemasıyla buluşturuyor. Area 51 göndermeleri, kristal kafatasları, paralel evrenler ve dünya dışı yaşam fikri, dönemin popüler kültür korkularını maceranın merkezine yerleştiriyor. Bu yönüyle seri, önceki filmlerin pulp macera ruhunu korurken bu kez X-Files estetiğine göz kırpıyor.

Elbette bu noktadan sonra filmden alınacak keyif, anlatının aşırılıklarını ne kadar kabul edebildiğinize bağlı. Mantık aramaktan çok, eski usul bir serüven filmi izlemeyi bekleyenler için eğlenceli bir deneyim sunuyor. Özellikle 1950'lerin B tipi bilimkurgu filmlerine yaptığı göndermeler, filmin bilinçli tercihleri arasında yer alıyor.

Filmin en zayıf tarafı ise görsel efekt kullanımı. Yer yer fazlasıyla dijital görünen sahneler ve ekrana hâkim olan yapay mavi tonlar, Spielberg'in kurmaya çalıştığı fiziksel macera hissini zaman zaman zedeliyor. Buna rağmen Kingdom of the Crystal Skull, kusurlarına rağmen Indiana Jones ruhunu büyük ölçüde koruyan, serinin en tartışmalı ama en ilginç halkalarından biri olmayı başarıyor.

Yorumlar