Tony Gatlif'e Veda: Vengo


Bazı yönetmenler dünyayı bir hikâye anlatmak için kadraja alır; Tony Gatlif ise o kadrajı ateşe verip dumanından ses çıkarmak için kameranın arkasına geçerdi. Onun sineması hiçbir zaman steril salonların, hesaplanmış senaryo matematiğinin ya da cilalı estetik kurallarının sineması olmadı. Gatlif, sinemasını yollardan, sınırlardan, toza batmış ciğerlerden ve en çok da o tekinsiz göçebe kederinden var etti. Bu yüzden ona veda ederken durup bakılacak en doğru yer, Endülüs'ün çatlamış toprağına kan ve ritimle kazıdığı Vengo'dur.

Vengo, bir intikam trajedisi kılığına bürünmüş saf bir ağıttır. Gatlif bu filmde flamenkoyu Batı'nın egzotik vitrinlerinden çekip çıkarır; ait olduğu yere, yani ölümün, onurun ve yoksulluğun karanlık kuyusuna fırlatır. Caco'nun kızının yasıyla kavrulan bedeninde, topukların toprağa her vuruşu bir meydan okuma değil, kaçınılmaz sona doğru atılan çaresiz bir adımdır. Flamenkonun o karanlık duende'si, Gatlif'in kamerasında soyut bir estetik kavram olmaktan çıkar; bedenleşir, terler, bağırır ve kanar.

Filmde diyaloglar susar, çünkü kelimeler o kederi taşımaya yetmez. Müzik anlatıya eşlik etmez; anlatının kendisine dönüşür. Caco'nun çevresinde yükselen her gitar, her çığlık, her topuk vuruşu, yaklaşan şiddetin ve taşınamayan yasın başka bir biçimidir. Bu yüzden Vengo'daki dans sahneleri hikâyeyi kesintiye uğratan gösteriler değil, hikâyenin en çıplak hâlidir. Beden konuşur çünkü dil çoktan tükenmiştir.

Gatlif'in Vengo'da yaptığı en radikal şey belki de hikâyeyi bilinçli olarak küçültmesidir. İntikam vardır, ölüm vardır, aile onuru vardır; ama bunlar filmin asıl meselesi değildir. Asıl mesele, bütün bunların bedende nasıl yankılandığıdır. Filmde kalp atışları, dans, alkışlar ve o sinirli ritimler, anlatının önüne geçer. Kamera karakterlerin ne hissettiğini açıklamaz; onların nefesine, terine, adımlarına ve müziğin ritmine teslim olur. Sinema burada görüntü olmaktan çıkar, neredeyse fiziksel bir titreşime dönüşür.

Remedios Silva Pisa nehir kenarında “Nací en Alamo” diye haykırırken yalnızca bir şarkı söylemez; kök, aidiyet ve yersiz yurtsuzluk duygusunu sesin içinden dışarı fırlatır. Şeyh Ahmad El Tuni'nin Mısır'dan taşıdığı sufi zikriyle Endülüs'ün yırtıcı gitarı aynı müzikal evrende buluştuğunda Gatlif, sınırları haritalardan değil, insanların göğüs kafesinden siler. Akdeniz'in farklı kıyılarından gelen sesleri birbirine bağlayan şey coğrafya değil; acı, göç, ölüm ve hafızadır.

Gatlif'in sinemasında insanlar yalnızca bir yerden başka bir yere gitmez; müzik de onlarla birlikte göç eder. Latcho Drom'da Hindistan'dan Avrupa'ya uzanan Roman müziğinin yolculuğu, Vengo'da Endülüs'ün bedeninde başka bir biçime bürünür. Onun sinemasında yol ile müzik, sürgün ile ritim, hafıza ile beden birbirinden ayrı düşünülemez. Belki de bu yüzden Gatlif'in filmlerinde hiçbir melodi yalnızca bir melodi değildir; her ses beraberinde bir geçmiş, bir coğrafya ve yerinden edilmiş bir hayat taşır.

Onun perdesinde müzik bir arka plan süsü değildir; etten, kemikten ve öfkeden bir karakterdir. Nitekim Vengo'nun müziği Gatlif'e César kazandırırken, film de flamenkonun yalnızca estetik bir gösteri olmadığını; yasın, onurun, aşkın ve şiddetin taşıyıcısı olabileceğini gösterir. Gatlif'in sinemasında müzik çoğu zaman hikâyeyi anlatmaz; hikâyenin içinden yükselen şeyin ta kendisidir.

Belki de bu yüzden Vengo, Gatlif'in sinemasını anlamak için en doğru filmlerden biridir. Çünkü burada onun bütün sinemasını oluşturan damarlar birbirine karışır: yol, ölüm, göç, aidiyet, Roman kültürü, beden ve müzik. Hikâye ne kadar trajikleşirse müzik o kadar yükselir; müzik yükseldikçe kelimelerin anlamı azalır. Geriye yalnızca insan bedeninin taşıyabileceği kadar çıplak bir hakikat kalır.

Tony Gatlif, sinemanın son delifişeği, kamerasını boynuna asıp göçüp gitti. Arkasında ne bir formül bıraktı ne de kolayca taklit edilebilecek bir üslup; sadece yere sertçe vurulmuş topuk sesleri, tozlu yollar ve ciğerden kopan çiğ bir çığlık bıraktı.

Kendi köklerine, rüzgârına ve o hiç bitmeyen yolculuğuna doğru yürürken, Caco'nun son bakışındaki gibi sessiz ve mağrur gitti usta. Ailesinin onun ardından söylediği gibi: Latcho Drom — iyi yolculuklar.

Toprağı bol, duendesi daim olsun.

Yorumlar