2025’in En İyi 20 Filmi



2025, sinema için hareketli bir yıl oldu. Sadece streaming ve gişede karşılık bulan yapımlar değil; eleştirmenleri ikiye bölen, tartışma yaratan ve yıl boyunca gündemde kalan filmler de izleyiciyle buluştu.  Büyük prodüksiyonlardan küçük ama etkisi uzun süren filmlere kadar uzanan bu çeşitlilik, 2025’i sadece “izlenen” değil, üzerine düşünülen bir sinema yılına dönüştürdü. Özellikle korku sineması açısından 2025, parlak bir yıl oldu. Tür; yüzeysel korkutma reflekslerinden uzaklaşıp, beden, travma ve toplumsal kaygılar üzerinden konuşan cesur ve yaratıcı filmlerle sahnede yer aldı.

1. One Battle After Another
PTA bu filmde geçmişle hesaplaşmayı bireysel bir travmadan çıkarıp politik bir yük haline getiriyor. Eski bir devrimcinin kapatmaya çalıştığı defterler, yeniden açılıyor. Film, aksiyonla ilerliyor gibi görünse de asıl derdi şiddetin değil, ideallerin yaşlanması. Anderson burada düzenli bir anlatıdan çok, bilinçli bir dağınıklıkla çalışıyor.

2. Sentimental Value / Affeksjonsverdi
Aile bağlarının zamanla nasıl sessiz bir yük haline geldiğini anlatan bir film. Trier, geçmişi romantize etmiyor; aksine hatıraların nasıl ağırlaştığını gösteriyor. Karakterler birbirlerine yaklaşmaya çalıştıkça aradaki mesafenin daha da görünür hale gelmesi filmin en güçlü tarafı.

3. No Other Choice / Eojjeolsuga eobsda
İşten çıkarılmak burada bir olay değil, bir kırılma noktası. Park Chan-wook, rekabetçi düzenin insanı nasıl yavaş yavaş köşeye sıkıştırdığını gerilimle değil, soğukkanlı bir umutsuzlukla anlatıyor. Seçenek varmış gibi görünen ama aslında hiç olmayan bir dünyaya bakıyoruz.

4. It Was Just an Accident / Yek tasadof-e sadeh
Panahi, sıradan bir olaydan yola çıkıp kontrol, sorumluluk ve suçluluk duygusunu parçalara ayırıyor. Film ilerledikçe kazanın kendisi anlamsızlaşıyor; geriye sistemin bireyi nasıl ezdiği kalıyor. Basit gibi duran anlatı, politik olarak çok sert.

5. The Mastermind
Bir soygun fikrini merkeze alıyor gibi görünse de aslında ilgilendiği şey zaman, sabır ve içsel boşluk. Reichardt, aksiyondan özellikle kaçıyor; karakterlerin duraksamalarını ön plana çıkarıyor.


6. Sinners
Korku ve aksiyonun iç içe geçtiği ama merkezinde ahlaki bir ikilem taşıyan bir film. Şiddet bir amaç değil, kaçınılmaz bir sonuç gibi duruyor. Coogler, tür sinemasını hafife almadan kullanıyor.

7. In die Sonne schauen
Almanya kırsalındaki bu çiftlik, zamanı lineer olmayan bir hafıza gibi taşır. Farklı anlarda orada bulunan kadınların yaşadıkları, açıklanmadan birbirine bağlanır. Geçmiş bastırıldıkça mekân konuşur; yaşananlar anlamdan çok bir iz olarak kalır.

8. Sirât
Fas çölünde bir rave partisinde açılan Sırat, bir baba ile oğlun kendilerini tekinsiz ve kontrolsüz bir yolculuğun içinde bulduğu sarsıcı bir deneyim sunuyor. Anlam kurmaktan çok anlamı parçalayan film, kader ve rastlantı arasındaki o karanlık boşlukta seyirciyi hazırlıksız yakalıyor.

9. O Agente Secreto
Casusluk hikâyesi gibi başlayıp giderek kolektif hafızayla hesaplaşmaya dönüşen bir film. Tehditler görünür değil ama sürekli hissediliyor. Politik gerilim, karakterlerin geçmişleriyle kurduğu ilişkide gizli.

10. Weapons
Korkuyu ani şoklardan değil, beklentiden üreten bir anlatı. Film, izleyicinin sürekli yanlış yere bakmasını sağlıyor. Yapısal olarak cesur, rahatsız edici ve kolay tüketilmeyen bir iş.

11. Dry Leaf
Alexandre Koberidze’nin Kuru Yaprak’ı, görünmezliği estetik bir tercih haline getiren, belirsiz bir yolculuğu merkeze alan dingin bir film. Futbol metaforuyla kurulan anlatı, varılacak yerdense yolda olmanın anlamına odaklanıyor.


12. Sorry, Baby
Travmayı “atlatılacak bir şey” olarak görmeyen, onunla yaşamayı anlatan bir film. Mizah burada savunma mekanizması değil, yüzleşme aracı. Pürüzlü ama dürüst. 


13. Train Dreams
Modernleşmenin birey üzerinde bıraktığı izleri sakin bir dille anlatıyor. Film, büyük dönüşümlerin ortasında sessizce silinen hayatlara odaklanıyor. Zaman burada ilerlemiyor; ağır ağır birikiyor.

14. The Voice of Hind Rajab
Bu film anlatmıyor, tanıklık ediyor. Seyirciyi konforlu bir izleme pozisyonuna yerleştirmiyor; aksine rahatsız ediyor. Duygusal manipülasyon yok, dramatik süs yok. Sadece bir ses ve onun taşıdığı ağırlık var.


15. Blue Moon
Geçmişe bakmanın nostaljiyle değil, mesafeyle mümkün olduğunu hatırlatan bir film. Müzik ve zaman, duygusal bir arka plan değil; anlatının temel unsurları.


16. Frankenstein
Del Toro, klasik hikâyeyi korku üzerinden değil, yalnızlık ve dışlanmışlık üzerinden yeniden kuruyor. Canavar, burada tehdit değil; aynaya dönüşüyor.

17. Together
Bedenin sınırlarını kimliğin sınırlarıyla birleştiren rahatsız edici bir deney. Film, dönüşümü estetikleştirmiyor; tam tersine huzursuz edici kılıyor.

18. 28 Years Later
28 Years Later, öfke virüsünün geride bıraktığı bir dünyada, hayatta kalmanın hâlâ bir çözüm mü yoksa yeni bir lanet mi olduğunu soran sert ve karanlık bir dönüş.

19. Urchin
Yeniden başlama arzusuyla kendini yok etme dürtüsü arasında sıkışan evsiz Mike’ın Londra sokaklarında verdiği çıkışsız mücadeleyi izliyor. Film, kurtuluş vaadi sunmak yerine bu döngünün kırılganlığını ve sürekliliğini soğukkanlı bir dille gözler önüne seriyor.


20. Bugonia
Lanthimos’un paranoya ve iktidar takıntısını komplo teorileriyle çarpıştırdığı, gerçeklik duygusunu bilinçli olarak aşındıran bir film. Absürd mizah ile tehdit hissi yan yana ilerlerken, modern aklın ne kadar kolay çözüldüğünü izletir.

Yorumlar