Euphoria bu mirasın dijital çağdaki karşılığıdır. Çağdaş gençlikte tehdit artık dışarıdan gelen bir canavardan çok gündelik hayatın içine yerleşmiş durumda: bağımlılık, sosyal medya, beden, yalnızlık ve sürekli başkalarının bakışı altında yaşamak. Bu yüzden dizinin aşırılığı, anlattığı dünyanın yoğunluğuyla birlikte düşünülmeli. Sosyal medya hayatı büyüten, hızlandıran ve dramatize eden bir kültür yarattıysa, Euphoria da kendi dünyasını aynı yoğunlukla kuruyor.
Yazının tezi şu: Euphoria, neo-noir'ın suç, sır, gözetim, takip ve teşhir mekanizmalarını dijital çağın gençlik deneyimine taşıyor.
Neo-noir bir tür değil, bir duyarlılık
Klasik noir'ın merkezinde fatalizm, ahlaki bulanıklık, suç ve bilginin hiçbir zaman masum olmadığı bir dünya vardır. Neo-noir bu mirası farklı dönemlerin toplumsal koşulları ve görsel dilleri içinde yeniden kurar. Euphoria'nın Refn'in stilize suç sinemasıyla ve Wong Kar-wai'nin arzu ve yalnızlık diliyle akrabalığı buradan gelir. Gözetim tarafında ise Rear Window ve The Conversation gibi filmlerin mirası devreye girer. Bu dünyalarda bakmak ve dinlemek, çoğu zaman suça ortak olmanın başka biçimleridir.
Noir'da bilgi bir güç biçimidir. Euphoria bunu dijital araçlarla yeniden kurar. Karanlık sokakta dedektife gerek kalmamıştır; herkes herkesi izler. Dizide sır, saklanan bir bilgiden dolaşıma girebilecek bir görüntüye dönüşür. Bunun merkezinde Cal'in gizlice kaydettiği görüntüler vardır. Nate bu kayıtları çocukken bulur ve babasının sırrı onun hayatının merkezine oturur. Yıllar sonra bu sırrı korumak için sahte bir profil kurar, "Tyler" adıyla Jules'a yaklaşır, onu takip eder ve Jules'un gönderdiği fotoğrafları silaha çevirir. Ardından Jules'la Cal'in kaydını içeren disk Maddy'nin eline geçer ve sır, kimin elindeyse onun güç aracına dönüşür. Klasik noir'ın bakış, sır, takip, teşhir ve şantaj zinciri böylece disklerden telefon ekranlarına, dijital profillere ve sosyal medyaya taşınır.
Aynı mekanizma diğer karakterlerde başka yüzler alır. Kat'in cinsel görüntüsünün rızası dışında yayılması, onun bu ihlalden sonra internet üzerinden yeni bir kimlik ve gelir alanı kurmasıyla devam eder. Cassie'nin çıplak fotoğraflarının dolaşıma girmesi de aynı dünyayı başka bir biçimde gösterir. Beden görüntüye, mahremiyet ise paylaşılabilir ve başkasının eline geçtiğinde sahibinden bağımsız dolaşabilen bir nesneye dönüşür.
Bu iddia yalnızca senaryoda değil, biçimde de yaşar. Dizinin görüntü yönetmeni Marcell Rév, görsel dili karakterlerin dünyayı nasıl deneyimlediğini yansıtacak şekilde kuruyor. Renk ve ışık dünyayı nötr biçimde kaydetmek yerine karakterlerin duygusal durumunu görüntünün kendisine taşıyor. Noir'ın gölgesi burada neon renge dönüşüyor.
Rue Bennett ve Zendaya
Bu dünyanın merkezinde Rue vardır. Onu önemli kılan bağımlılığının yanında dizinin anlatıcısı olmasıdır. Rue, noir'ın güvenilmez anlatıcı geleneğinin çağdaş bir uzantısıdır ve ona hiçbir zaman bütünüyle güvenemeyiz. Bazen gerçeği saklar, bazen kendini kandırır, bazen çevresindekileri manipüle eder. Anlattığı hikâyenin ne kadarının itiraf, ne kadarının savunma, ne kadarının kendini kandırma olduğunu bilemeyiz. Bağımlılık onun gerçeklikle ilişkisini sürekli bozduğu için güvenilmez anlatıcı meselesi basit bir teknik olmaktan çıkar ve dizinin temel sorusuna dönüşür: Rue'nun anlattığı dünyaya ne kadar güvenebiliriz?
Rue'yu bu kadar etkileyici yapan şey yalnızca senaryo değil, Zendaya'nın performansıdır. Rue'yu "bağımlı genç kız" klişesine indirgemez. Aynı anda komik, zeki, bencil, manipülatif ve sevgi dolu olabilir. Zendaya bağımlılığı büyük patlamalarla değil, küçük davranışlarla görünür kılar: bir bakış, bir sessizlik, bir yalanı söylerken yüzündeki değişim. Gösterişli dünyanın altında basit ve acı bir soru durur: İnsan kendinden kaçmak için ne kadar ileri gidebilir?
Fatalizm: Geri ödenemeyen borç
Noir'ı noir yapan unsurlardan biri de kaçınılmazlık hissidir. Klasik noir kahramanı ne yaparsa yapsın geçmişinin, hatasının veya borcunun peşinden kurtulamaz. Euphoria'da bunun en net karşılığı Rue'nun Laurie'ye olan borcudur. İkinci sezonda alınan 10 bin dolarlık uyuşturucu, Rue'nun annesinin müdahalesiyle yok edilir ve borç ödenmeden kalır. Beş yıllık zaman atlamasının ardından üçüncü sezonda Laurie bu borcu faiziyle birlikte ister. Borç artık ekonomik bir rakam olmaktan çıkıp Rue'nun hayatını belirleyen bir yazgıya dönüşür. Bağımlılık da dizide tekil bir seçimden çok karakterin içinden çıkamadığı bir döngü olarak işler. Noir'ın fatalizmi burada dijital çağın neon ışıkları altında yeniden ortaya çıkar.
Birinci sezon: Gençlik dünyasının kendisi
İlk sezon dizinin gençlik dizisi kimliğinin en güçlü olduğu bölümdür. Rue'nun bağımlılığı merkezdeyken çevresindeki her karakter çağdaş gençliğin başka bir meselesini taşır. Jules'ta cinsiyet kimliği ve arzu; Maddy ve Cassie'de beden, cinsellik ve başkasının bakışında var olma; Kat'te internet üzerinden yeniden kurulan kimlik; Nate'te erkeklik, şiddet ve kontrol öne çıkar.
Bunlar birbirinden kopuk hikâyeler değildir. Karakterler birbirlerinin sırlarına ve zaaflarına sahip olur. Birinin arzusu diğerinin sırrına, sırrı da bir başkasının silahına dönüşebilir. Birinci sezon böylece gençliğin içinde bulunduğu dünyayı kurar ve temel sorusunu sorar: Bu gençler nasıl bir dünyada yaşıyor?
İkinci sezon: Gençliğin sonuçları
İkinci sezon aynı dünyanın sonuçlarını daha karanlık biçimde açığa çıkarır. Rue'nun bağımlılığı annesiyle, Jules'la ve çevresindeki herkesle ilişkisini parçalayan bir güce dönüşür. Cassie'nin Nate'e saplantısı bir aşk hikâyesinden, kendini başkasının bakışında var etme ve bunun sonucunda kendini tüketme hikâyesine kayar. Maddy ve Nate arasındaki ilişki romantik çatışmanın ötesinde bir güç ve şiddet ilişkisini görünür kılar.
Fezco, Laurie ve Ali hattında dizi noir mantığına daha doğrudan yaklaşır. Suç, borç, uyuşturucu ve tehdit karakterlerin etrafında giderek daralan bir çember oluşturur. Cal'in Jules'un görüntüsünü aramak için Fezco'nun evine gitmesi, birinci sezondaki sırrın artık doğrudan suç dünyasının içine girdiğini gösterir. Burada Cal aradığı görüntünün peşinden giderken Fezco ve Ashtray tarafından silahla karşılanır ve Jules'un kaydı konusunda pazarlık yapmaya çalışır. Birinci sezon "Bu gençler nasıl bir dünyada yaşıyor?" diye soruyorsa, ikinci sezonun sorusu "Bu dünya onları ne hale getiriyor?" olur.
Özel bölümler: Biçim geri çekildiğinde
Rue ile Ali'nin uzun konuşmasına dayanan Trouble Don't Last Always, dizinin görsel taşkınlığını bilinçli biçimde geri çeker. Neonların ve kalabalık partilerin yerine iki insan, bir restoran ve bağımlılık üzerine uzun bir konuşma kalır.
Bu bölüm önemli bir şeyi açığa çıkarır: Euphoria'nın merkezinde yalnızca görsel stil yoktur. Neonlar çekildiğinde de Rue kalır. Rue ilk kez savunma mekanizmaları sökülmüş halde konuştuğunda güvenilmez anlatıcı meselesi daha çıplak görünür. Görsel dil geri çekilir, karakter ve dizinin temel meselesi ayakta kalır.
Estetize etme itirazı
Euphoria'ya en sık yöneltilen eleştirilerden biri, bağımlılığı, cinselliği ve şiddeti güzel göstererek sorunlu bir cazibeye dönüştürdüğüdür. Cassie'nin sık sık çıplak gösterilmesi de bu tartışmanın merkezindedir. Bu itiraz ciddiye alınmalı, çünkü dizi zaman zaman gerçekten tehlikeli biçimde çekici görünür. Ama tam da burada noir bağlantısı önem kazanır. Noir'ın görsel dünyası başından beri tehlikeyi cazibeyle birlikte sunuyordu: femme fatale, karanlık şehir, sigara dumanı ve neon. Euphoria da seyirciyi karakterlerin baktığı gibi bakmaya davet ederken cazibeyi tehlikeden ayırmaz. Sonuçları da aynı görüntünün içinde tutar: Rue'nun tükenişi, ilişkilerinin çöküşü ve çevresindekilerin yıkımı ekrandaki parıltıyla yan yana durur.
Bu tartışmanın bir de dizi dışına taşan yüzü var. Sydney Sweeney, Cassie'nin çıplak sahnelerinin ekran görüntülerinin sosyal medyada dolaştığını ve ailesinden insanların bu paylaşımlarda etiketlendiğini anlattı. Dizinin kurguda anlattığı mekanizma, yani bir görüntünün sahibinden bağımsız dolaşıma girmesi, kendi izleyicisi tarafından gerçek hayatta da işletilmiş oldu. Bu, tezin lehine okunabilecek çarpıcı bir örnek olduğu kadar dizinin kendi sorumluluğuna dair rahatsız edici bir soru da yaratıyor. Dengenin her sahnede tutup tutmadığı tartışılabilir. Ancak dizinin aşırılığını yalnızca bir estetik tercih olarak görmek de bu biçimin anlattığı dünyanın parçası olduğunu gözden kaçırır.
Üçüncü sezon: Tezin sınırı
Üçüncü sezon bu okumanın sınırını gösterir. Beş yıllık zaman atlamasıyla karakterler liseden çıkar ve dizi de onlarla birlikte tür değiştirir. Rue artık lise koridorlarının değil, Laurie'nin büyüyen borcunun, uyuşturucu dünyasının ve hayatta kalma mücadelesinin içindedir. Lexi Hollywood'da bir showrunner'ın yanında asistanlık yapar, Maddy bir yetenek menajerinin yanında çalışır. Cassie Nate'le nişanlıdır ve para kazanmak için OnlyFans'a yönelir. Jules ise bambaşka bir yetişkinlik düzeninin içine sürüklenmiştir. Karakterler artık lise hayatının görünürlük baskısından çıkıp para, güç, iş ve hayatta kalma ilişkilerinin içine girer.
Görsel dilde de değişim vardır. Sam Levinson üçüncü sezonu açıkça bir film noir olarak tarif ederken, sezonun görüntü yönetimi klasik Hollywood ve Western estetiğine doğru genişler. Laurie'nin kuşuna Have Gun—Will Travel karakteri Paladin'in adının verilmesi bunun küçük ama anlamlı işaretlerinden biridir.
Ama bu değişim tezin tamamen düştüğü anlamına gelmez. Cassie'nin hikâyesi mekanizmanın nasıl dönüştüğünü gösterir. Birinci sezonda mahrem görüntünün sızdırılmasıyla ortaya çıkan görüntü ekonomisi, üçüncü sezonda görüntünün doğrudan para kazanma aracına dönüşmesiyle başka bir aşamaya geçer. Görüntü artık yalnızca şantajın veya utancın nesnesi değildir; ekonomik değeri olan bir üründür. Böylece ilk sezondaki mahremiyet ihlali, üçüncü sezonda bir gelir modeline dönüşür.
Rue'nun hikâyesi ise bu mekanizmadan uzaklaşıp suç anlatısına, borca ve hayatta kalma mücadelesine yönelir. Gözetim, sır ve teşhir mekanizması Euphoria'da özellikle gençliğin görünürlük baskısıyla güçlüydü; karakterler yetişkinliğin para ve güç dünyasına yaklaştıkça dizinin temel çatışması da değişiyor.
Üç sezon arasında şöyle bir hareket ortaya çıkar: İlk sezon gençlerin dünyasını kurar, ikinci sezon bu dünyanın sonuçlarını gösterir, üçüncü sezon ise karakterlerin o dünyanın dışına çıktığında neye dönüştüğünü araştırır. Euphoria gençlik dünyasından uzaklaştıkça kendi tezinin sınırını da göstermeye başlar.
Kendi döneminin gençlik dizisi
Euphoria'yı yalnızca "çok stilize" ya da "çok aşırı" diye okumak dizinin neden böyle göründüğünü kaçırır. Dizinin aşırılığı, anlattığı dünyanın aşırılığını biçime dönüştürür.
Klasik noir'da karakter karanlık bir sokakta takip edilirdi. Euphoria'da kamera zaten cebimizdedir. Klasik noir'da birinin sırrını öğrenmek tehlikeliydi; burada sır bir görüntüye dönüşür ve dolaşıma girebilir. Klasik noir'da insan başkasının bakışından kaçmaya çalışırdı; dijital çağda aynı anda hem bakar hem bakılırız.
Bu yüzden dizi gençlik dizisinin temel sorusunu da değiştirir. Mesele artık yalnızca "Ben kimim?" değildir. "Başkaları beni nasıl görüyor?", "Beni nasıl kaydediyorlar?" ve "Hakkımdaki görüntü benden bağımsız dolaşıma girerse ben kimim?" soruları da bunun parçasıdır.
Bu bakışın ortasında Rue durur: hem kahraman hem anlatıcı hem fail, hem de kendi hikâyesine bile tam güvenemediğimiz bir tanık. Kendinden kaçan biri kendini anlatırken bile kendine güvenemiyorsa geriye ne kalır?
Gençlik değiştikçe canavarlar değişiyor. Bir dönem vampirlerdi, bir dönem uyuşturucular, bir dönem statü ve popülerlik. Şimdi ise ekranın kendisi.






Yorumlar