Eril Vicdanın Gölgesinde Kalan Trajedi
Özellikle Lia karakteri üzerinden kurulan hat bunun en açık örneği. Lia'nın çocuğuyla bağını koparmak istemediğini biliyoruz; ancak film bu duyguyu sahneler aracılığıyla giderek sıkışan bir gerilim hattına dönüştürmek yerine bilgi düzeyinde bırakıyor. Böylece büyük bir dramatik potansiyel taşıyan çatışma, seyircinin zihninde kavranıyor ama bedeninde hissedilmiyor. Lia'nın yaşadığı acıyı anlıyoruz; fakat trajedinin ağırlığını tam anlamıyla deneyimleyemiyoruz.
Buradaki temel açmaz ise filmin, kapitalist sömürü mekanizmaları içinde bedeni ve anneliği metalaştırılan kadının trajedisini anlatmaya başlarken, ilerledikçe mağduriyet alanını genişletmesi. Anlatı bir noktadan sonra yalnızca Lia'nın yaşadığı sömürüyle ilgilenmiyor; sistem tarafından mağdur edilen herkesin hikâyesini kurmaya yöneliyor. Ferhat da bu süreçte yalnızca sömürü düzeninin bir parçası değil, aynı zamanda onun mağdurlarından biri olarak konumlandırılıyor.
Elbette kapitalizmin farklı biçimlerde mağduriyet ürettiği söylenebilir. Ancak anlatının bu genişlemesi, başlangıçta kadın karakter üzerinden kurulan özgül trajedinin ağırlığını azaltıyor. Lia'nın yaşadığı bedensel ve duygusal yıkım, sistemin herkesi mağdur ettiği daha kapsayıcı bir söylem içinde erimeye başlıyor.
Tam da bu noktada anlatının öznesi yer değiştiriyor. Kamera, kadının yaşadığı sınıfsal ve bedensel sömürüyü bağımsız bir özne olarak derinleştirmek yerine Ferhat'ın vicdan muhasebesini merkeze alıyor. Böylece Lia'nın trajedisi, Ferhat'ın ahlaki dönüşümünü mümkün kılan anlatısal bir araca dönüşüyor. Kadının yaşadığı yıkım görünür olmaya devam etse de dramatik merkez artık onun deneyimi değil, erkeğin bu deneyim karşısında yaşadığı vicdani sarsıntı oluyor. Bu nedenle filmin trajik ekseni giderek eril vicdanın etrafında şekilleniyor.
Eylemsiz Yol ve Günah Keçisi İlan Edilen Özneler
Benzer bir durum yol anlatısında da karşımıza çıkıyor. Otostop çeken gençler, Ferhat'ın köyüne uğranan bölüm ya da yol üzerindeki diğer karşılaşmalar, teoride karakteri dönüştürebilecek duraklar olabilecekleri hâlde pratikte çoğunlukla geçiş sahneleri olarak kalıyor. Yol ilerliyor; fakat yolun kendisi karakteri yeni kararlar almaya ya da geri dönülmez eylemlere zorlamıyor. Daha da önemlisi, Ferhat'ın vicdan muhasebesi güçlü bir içsel motor olarak kurulmasına rağmen bu gerilim dış dünyayla sert biçimde çarpışmıyor.
Handan karakterinin çoğunlukla yalnızca ses üzerinden var olması ise bu dramatik zafiyeti daha sorunlu bir boyuta taşıyor. Sözleşmenin üç tarafı var ama sorumluluk ve empati dağılımı hiç de adil değil. Film, en çok empatiyi hak eden Lia ile empati eksenini giderek üzerine kurduğu Ferhat arasında bir yol hikâyesi inşa ederken, Handan’ı yolsun, yolculuksuz ve derinliksiz bırakıyor.
Anneliği parayla yapılan bir sözleşme üzerinden temsil eden Handan'ın yalnızca telefondaki "dırdırcı, sürekli söylenen ve hesap soran" bir sese indirgenmesi, onu hikâyenin yaşayan bir öznesi olmaktan uzaklaştırıyor. Ferhat’ın o yoldaki vicdani sarsıntılarını ve suç ortaklığını seyirci nezdinde hafifletmek için, Handan hoyratça harcanarak karikatürize bir günah keçisine dönüştürülüyor. Benzer biçimde Lia'nın da dil ve konum bakımından sürekli bir ara bölgede tutulması, filmin kadın karakterlerini gerçek anlamda karşı karşıya getiren dramatik yüzleşmenin kurulmasını engelliyor.
Sonuç: Bir Kuşağın Konforlu Günah Çıkarma Seansı
Sonuçta ortaya, güçlü fikirler taşıyan; ancak bu fikirleri dramatik olarak yeterince sıkıştıramayan bir film çıkıyor. Aslında Erken Kış’ın bu yapısal ve ideolojik çelişkisi, Türkiye’nin sosyo-politik geçmişindeki çok tanıdık bir prototipin gecikmiş vicdan muhasebesini andırıyor: 80’lerin sol hareketinden gelip, 90’lar ve sonrasında reklam, medya ya da sermaye sektörüne eklemlenerek zenginleşen o "eski tüfek" kuşağın bakışı bu.
Ferhat’ın yoldaki o eylemsiz, konforlu ve bitmek bilmeyen vicdan azabı; aslında sistemin tam göbeğinde yer alıp hala "temiz kalmış ideallerinden" bahsetmek isteyen bir kuşağın kendi iç hesaplaşması. Film, kendi sınıfsal suç ortaklığını Handan’ın şahsında "soğuk ve pragmatik kapitalist" bir canavara ciro ederken, Lia’yı ise uzaktan acınacak, teoride savunulması gereken ama asla eşit bir özne olarak masaya oturtulmayan bir mağduriyet nesnesi olarak tutuyor.
Film, kapitalizmi eleştirirken bile anlatısal ayrıcalığını erkek karakterden esirgemiyor; bu nedenle kadınların yaşadığı sömürü, sonunda yine erkeğin vicdanını anlatan bir hikâyenin malzemesine dönüşüyor.




Yorumlar