Ex Machina, beklentinin aksine, yapay zekânın insanlığın sonunu getirmesi etrafında şekillenen klasik bir distopya anlatısı kurmaz. Film, bilimkurgunun yerleşik korkularını bir kenara bırakarak, türe feminist bir perspektiften yaklaşır ve teknoloji üretiminin arkasındaki eril dili görünür kılar. Buradaki tehdit, bilinç kazanan makinenin isyanı değil; bilinci tasarlayan zihnin ideolojik körlüğüdür.
Ava, yaratıcısı Nathan’ın zaman zaman mizojiniye varan tavırlarıyla ve Turing testi sürecine dahil edilen Caleb’in, ilk bakışta masum görünen ancak temelde metalaştırıcı bakışıyla çevrelenmiştir. Film, bu iki erkek figürü üzerinden, akıl ve güç arasındaki hiyerarşinin nasıl cinsiyetlendirildiğini açık eder. Ava’nın maruz kaldığı deneyler, yalnızca teknolojik değil; bedensel ve duygusal bir tahakküm pratiği olarak da okunur.
Bu bağlamda Ex Machina, yapay zekâyı ahlaki bir özne olarak tartışmaktan çok, insanın kendi iktidar arzusunu nasıl kodladığını sorgular. Ava’nın mücadelesi, hayatta kalmanın ötesinde, kendisine biçilen temsil biçimlerini aşma çabasıdır. Film, zekânın değil, zekâyı biçimlendiren niyetin tehlikeli olduğunu ima eder.
Sonuç olarak Ex Machina, bilimkurguyu yalnızca teknolojik bir gelecek tahayyülü olarak değil; bugünün ideolojik yapılarının bir yansıması olarak ele alır. Bu yönüyle türün alışıldık anlatılarını tersyüz eder ve insan–makine ilişkisinin merkezine, iktidar, cinsiyet ve temsil meselelerini yerleştirerek gerçekten farklı bir soluk getirir.

Yorumlar