Kutsal Motorlar (Holy Motors), auteur yönetmen Leos Carax'ın beşinci uzun metraj filmi. Bir hikâyeden diğerine sıçrayan, klasik anlatı yapısını tamamen reddeden film, izleyicinin algı sınırlarını zorladığı kadar benzersiz bir görsel deneyim de sunuyor.
Leos Carax'ın kendisinin yer aldığı prolog bölümüyle başlayan film, ardından dokuz farklı epizot üzerinden ilerliyor. Carax'ın karakteri, yatağından kalkarak duvarın içindeki gizli bir geçitten başka bir dünyaya geçiyor. Daha sonra Mösyö Oscar'ın Paris sokaklarında dolaşan limuziniyle yaptığı randevulara tanıklık ediyoruz.
Oscar'ın her randevusu yeni bir kimlik, yeni bir hayat ve yeni bir performans anlamına geliyor.
Dokuz Hayat, Dokuz Performans
İlk bölümde Oscar'ı büyük bir finans şirketinin yöneticisi olarak görüyoruz. Bu bölüm, günümüz kapitalizmine ve finans dünyasına yönelik bir parodi niteliğinde. Daha sonra göçmen bir dilenciye, bilgisayar teknolojileriyle bağlantılı bir performansa, Eva Mendes'in yer aldığı güzellik ve çirkinlik masalına, baba-kız ilişkisine, yeraltı dünyasına ve ölüm döşeğindeki bir adama dönüşüyor.
Her epizot kendi içinde farklı bir film gibi çalışıyor.
Ancak bu bölümler arasında klasik anlamda bir hikâye bağlantısı kurmak mümkün değil. Tek ortak nokta, Paris sokaklarında dolaşan limuzin ve her yeni randevuya hazırlanan Mösyö Oscar.
Oscar öldüğünde bile yeniden ayağa kalkıyor ve bir sonraki rolüne hazırlanıyor. Çünkü onun için ölüm bile yalnızca başka bir performansın parçası.
Carax burada seyirciyi bilinçli olarak bir belirsizliğin içine bırakıyor. Film bitince elimizde klasik anlamda tamamlanmış bir hikâye bulunmuyor. Ancak belki de tam olarak bu yüzden film etkisini kaybetmiyor.
Çünkü Holy Motors, anlamı vermek yerine izleyiciyi anlam üretmeye zorlayan bir yapıya sahip.
Tweet Çağının Filmi
Peki bu kadar parçalı, takip edilmesi zor ve klasik anlatıya direnç gösteren bir filmi neden büyük bir sinema deneyimi olarak görüyoruz?
Bunun cevaplarından biri filmin günümüz iletişim biçimleriyle kurduğu ilişkide yatıyor.
Mösyö Oscar'ın limuzinde söylediği şu sözler filmin anahtarlarından biri:
"Kameraları özledim. Eskiden bizden daha ağırdılar. Sonra kafamızdan bile küçük hale geldiler. Şimdiyse onları göremiyorsun bile."
Carax burada yalnızca sinemanın dönüşümünü anlatmaz; görüntünün hayatımızdaki yerinin değişimini anlatır.
Eskiden kamera dışarıda duran bir araçtı. Şimdi ise herkesin elinde. Her insan kendi hayatının hem oyuncusu hem yönetmeni hem de izleyicisi haline geldi.
Bu nedenle Oscar'ın sürekli değişen kimlikleri sosyal medya çağının insanını hatırlatır.
Bir insan aynı gün içinde profesyonel kimliğine, politik görüşlerine, mizah anlayışına, özel hayatına ve duygusal durumuna göre farklı roller üstlenebilir.
Oscar'ın dokuz farklı karakteri, modern insanın parçalanmış kimliklerinin aşırılaştırılmış bir versiyonudur.
Sosyal medyada gündemlerin saniyeler içinde değişmesi gibi Oscar'ın hayatı da sürekli yeni bir performansa dönüşür. Bir anda güldürür, sonra öldürür, ardından başka bir karakter olarak yeniden ortaya çıkar.
Tıpkı dijital dünyada olduğu gibi burada da hiçbir kimlik kalıcı değildir.
İnsan mı Makineleşti, Makine mi İnsanlaştı?
Filmin en ironik taraflarından biri ise makinelerle insanlar arasındaki ilişkinin tersine dönmesidir.
Oscar sürekli hareket eden bir makinenin içinde yaşarken aslında giderek mekanikleşir. Öte yandan filmin sonunda limuzinlerin insanları özlediğini öğreniriz.
Carax burada önemli bir soru sorar:
İnsanlar görüntüler, roller ve performanslar arasında kaybolurken gerçek insan ilişkisini kaybetmiş olabilir mi?
Holy Motors, yalnızca sinemanın değil, modern yaşamın da bir eleştirisidir.
İnsanlar artık sadece yaşamakla kalmaz; sürekli kendilerini sergilerler. Kimlikler artık sabit değil, değiştirilebilir performanslara dönüşür.
Bu yüzden Mösyö Oscar'ın limuziniyle yaptığı yolculuk, aslında hepimizin dijital çağdaki yolculuğuna benzer.
Dokuz farklı karaktere dönüşen Oscar ne kadar yabancı görünse de, onun yaşadığı parçalanma aslında bize hiç de uzak değildir.
Holy Motors, klasik hikâye anlatıcılığına sırtını dönerken modern insanın en büyük hikâyesini anlatır: Sürekli değişen dünyada kendimizi bulmaya çalışırken kaç farklı role büründüğümüzü.

Yorumlar