The Amazing Spider-Man

Hollywood'un eski yapımları yeni oyuncular ve güncel görsel efektlerle yeniden sinemaya taşımasına artık alışığız. Bu yaklaşımın başarılı örnekleri de yok değil. Ancak genel olarak bu tür yeniden başlangıçlar, önceki uyarlamaların gölgesinden kurtulmakta zorlanıyor.

Sam Raimi'nin 2002 ile 2007 yılları arasında çektiği Spider-Man üçleğinin ardından Marc Webb, karakteri The Amazing Spider-Man ile farklı bir evrende yeniden yorumluyor. Hollywood'un popüler karakterleri belirli aralıklarla yeniden başlatmasına yabancı değiliz; ancak bu kadar kısa bir sürenin ardından gelen bir reboot, üstelik Raimi'nin hem gişede hem de eleştirmenler nezdinde başarılı olmuş uyarlamasının ardından gelince, ister istemez insanın aklına "Gerçekten buna ihtiyaç var mıydı?" sorusunu getiriyor.

The Amazing Spider-Man, teknik açıdan Raimi'nin filmlerinin gölgesinde kalacak bir yapım değil. Görsel efektleri, aksiyon sahneleri ve özellikle Andrew Garfield'ın daha asi ve çizgi romana yakın Peter Parker yorumu filme kendine özgü bir kimlik kazandırıyor. Gwen Stacy'nin hikâyedeki ağırlığının artması ve Peter Parker'ın anne-babasına ilişkin gizemin merkeze alınması da filmin önceki uyarlamayı tekrar etmek yerine farklı bir yol izlemeye çalıştığını gösteriyor.

Buna rağmen, bütün bu farklılıklara karşın filmin en büyük handikabı zamanlaması. Raimi'nin üçleği hâlâ hafızalardaki yerini korurken gelen bu yeniden başlangıç, teknik açıdan başarılı olsa bile varlığını tam anlamıyla gerekçelendiremiyor. The Amazing Spider-Man iyi çekilmiş, iyi oynanmış ve kendi evrenini kurmaya çalışan bir film; ancak bu kadar erken bir yeniden başlangıcın gerçekten gerekli olup olmadığı sorusu filmin sonuna kadar zihni meşgul etmeye devam ediyor.



Yorumlar