Gelecek Uzun Sürer


Özcan Alper, ilk filmi Sonbahar ile yalnızca dikkat çeken bir çıkış yapmadı; aynı zamanda sonraki filmleri için beklenti çıtasını da oldukça yukarı taşıdı. Bu nedenle Gelecek Uzun Sürer'i değerlendirirken Sonbahar'ın gölgesini tamamen görmezden gelmek kolay değil. Filmin en büyük talihsizliği de belki tam olarak burada yatıyor. Eğer bu Alper'in ilk filmi olsaydı, birçok kusuru daha kolay tolere edilebilirdi. Ancak Sonbahar gibi güçlü bir filmin ardından beklenti ister istemez farklı bir noktaya taşınıyor.

Film, üniversitede ağıtlar üzerine araştırmalar yapan Sumru'nun Güneydoğu Anadolu'ya yaptığı yolculuğu anlatıyor. Bu yolculuk, bölgenin yakın tarihinin ve toplumsal hafızanın izini sürmeye çalışsa da, anlatı çoğu zaman yaşanan acıları doğrudan deneyimleyen insanların hikâyesinden çok, onları anlamaya çalışan dışarıdan bir karakterin bakışını merkeze alıyor. Böylece yerel karakterler kendi hikâyelerinin öznesi olmaktan ziyade, Sumru'nun vicdani yolculuğunun duraklarına dönüşebiliyor.

Bir diğer temel sorun ise anlatının ritmi. Sumru'nun Diyarbakır sokaklarında dolaştığı uzun bölümler ile Ahmet'le kurduğu ilişki dramatik olarak yeterince derinleşmiyor. Birlikte geçirdikleri zamana rağmen karakterlerin birbirini dönüştürdüğünü ya da aralarında güçlü bir duygusal bağ oluştuğunu hissedemiyoruz. Bu nedenle filmin merkezindeki ilişki, anlatının taşıması gereken duygusal ağırlığı üstlenemiyor. Bu durum doğal olarak oyunculukların da potansiyelini sınırlıyor.

Filmin zaman zaman didaktik bir dile yaslanması da anlatıyı zayıflatan unsurlardan biri. Sinemada olduğu gibi gündelik hayatta da en zor şeylerden biri, doğru şeyi söylerken vaaz vermemektir. Gelecek Uzun Sürer, bazı sahnelerinde karakterlerini yaşayan insanlar olmaktan çıkarıp fikirlerini dile getiren sözcülere dönüştürüyor. Söylenenlerin haklılığı tartışılmasa bile, bu düşünceler dramatik yapının doğal akışından değil, yönetmenin doğrudan müdahalesinden geliyormuş hissi uyandırıyor.

Filmin bir diğer yükü ise yönetmenin ilk filmini sık sık hatırlatması. Benzer kadrajlar, doğa tasvirleri ve görsel tercihleri bu kez güçlü bir auteur imzası oluşturmaktan çok, güvenli bir estetik alana geri dönülmüş hissi yaratıyor. Sanki Özcan Alper, ilk filmin yarattığı etkiyi aşmak yerine onun yankısıyla ilerlemeyi tercih etmiş gibi görünüyor.

Öte yandan filmin temel meselesi son derece önemli. Türkiye'nin Kürt meselesini bireysel hafıza, ağıtlar ve kayıplar üzerinden düşünmeye çalışması değerli bir yaklaşım. Ancak film, bu meseleye yeni bir sinemasal bakış geliştirmek yerine çoğu zaman ağıtlar ve tanıklıklar eşliğinde seyirciyi empati kurmaya davet etmekle yetiniyor.

Empati elbette önemlidir. Ancak toplumsal hafızayla yüzleşmek yalnızca duygusal yakınlık kurmakla değil; izleyiciyi düşünmeye, rahatsız olmaya ve kendi konumunu sorgulamaya zorlamakla da mümkündür. Film ise çoğu zaman bu ikinci adımı atmaktan çekiniyor.

Gelecek Uzun Sürer, iyi niyetli ve samimi bir film. Özcan Alper'in duyarlılığı yine hissediliyor; ancak bu kez mesele, sinemasının önüne geçiyor. Geriye ise hafızanın ağırlığını hissettiren, fakat o ağırlığı yeni bir sinemasal keşfe dönüştüremeyen bir film kalıyor.

Yorumlar