Kokmak (Bir zamanlar anadolu'da)


Nuri Bilge Ceylan, Bir Zamanlar Anadolu'da ile önceki filmlerine kıyasla daha geniş bir oyuncu kadrosu, daha hareketli bir anlatı ve daha yüksek bir prodüksiyon ölçeğiyle çalışıyor gibi görünse de, özünde yine aynı sinemacı. Onun sineması hâlâ minimal bir dil üzerine kurulu; gereksiz hiçbir görüntünün, fazladan söylenmiş tek bir cümlenin ya da seyirciyi yönlendirmeye çalışan ucuz dramatik numaraların bulunmadığı son derece disiplinli bir anlatım.

Bu minimalizmin en önemli özelliklerinden biri de filmin anlamını büyük olaylardan değil, küçük ayrıntılardan üretmesi. Bir Zamanlar Anadolu'da boyunca tekrar tekrar karşımıza çıkan "koku" meselesi de bu ayrıntılardan biri.

İlk bakışta sıradan görünen bu konuşmalar, filmin dramatik yapısında düşündüğümüzden çok daha önemli bir işleve sahip. Arabada geçen "manda yoğurdu kokuyor" sohbeti, muhtarın evindeki kuzu eti üzerine yapılan yorumlar, cesedin kokmaya başlaması üzerine edilen laflar… Bunların hiçbiri yalnızca gündelik konuşmalar değildir.

Robert Bresson'un meşhur sözü vardır:

"Bir şeyi gösterme, onun etkisini göster."

Ceylan da tam olarak bunu yapar. Film boyunca kimse birbirinden açıkça nefret ettiğini söylemez, kimse bulunduğu makamı yüksek sesle ilan etmez. Ancak aynı otomobilin içine sıkışmış bu insanlar arasındaki hiyerarşi, mesafe ve huzursuzluk sürekli hissedilir. "Koku" üzerine yapılan konuşmalar da tam bu görünmeyen gerilimin dışavurumuna dönüşür.

Hatırlanacağı gibi arabadaki herkes bulunduğu makam kadar konuşur. Savcı başka türlü, komiser başka türlü, doktor başka türlü, şoför ise bambaşka bir tonda söz alır. Herkes aynı yolculuğu paylaşsa da aynı ağırlığa sahip değildir. Aralarındaki görünmez iktidar ilişkisi, yalnızca bakışlarda ya da sessizliklerde değil; gündelik sohbetlerin içine sızan bu "koku" metaforunda da kendisini ele verir.

Bu nedenle "koku", filmde yalnızca çürüyen bir cesedin habercisi değildir. Aynı zamanda birlikte çalışmak zorunda kalan ama birbirine hiçbir zaman gerçekten yaklaşamayan insanların ilişkilerini tarif eden görünmez bir metafordur. Ortak bir otomobilin içinde aynı havayı solurlar; fakat aynı dünyayı paylaşmazlar.

Nuri Bilge Ceylan'ın başarısı da burada yatar. Kara mizahı hiçbir zaman yüksek sesle kurmaz. Birkaç cümlelik gündelik sohbetin içine yerleştirdiği küçük ayrıntılarla hem cinayet soruşturmasının kasvetini hafifletir hem de Türkiye'deki bürokratik güç hiyerarşisinin işleyişini görünür kılar.

Belki de filmin en ağır kokusu, bozkırda bulunan cesetten değil; aynı otomobilin içine sıkışmış insanların birbirlerine söyleyemedikleri şeylerden yükselmektedir.


***"Güzel kareler ya da güzel görüntüler değil; gerekli görüntüler, gerekli kareler."

Yorumlar