Cztery noce z Anna


Karşı komşusuna duyduğu aşkı bir türlü dile getiremeyen Leon'un, sevdiği kadının evine gizlice girerek yalnızca küçük değişiklikler yapabilecek cesareti gösterebilmesi, Jerzy Skolimowski'nin ellerinde trajik, gerilimli ve yer yer komik bir hikâyeye dönüşüyor.

Usta yönetmenin senaryosu, Albert Camus'nün Yabancı romanındaki topluma yabancılaşmış karakterleri hatırlatırken; bir yandan da Polonya sinemasının diğer büyük ustası Krzysztof Kieślowski'nin A Short Film About Love ve A Short Film About Killing filmleriyle akrabalık kuruyor. Skolimowski, bu iki damarı bir araya getirerek Leon'un yalnızlığını ve dünyayla kuramadığı ilişkiyi son derece yalın ama etkileyici bir dille perdeye taşıyor.

Leon'un saplantısı hiçbir zaman klasik bir gerilim filminin tehditkâr tonuna dönüşmüyor; aksine yönetmen, karakterine yargılayıcı bir mesafeden yaklaşmak yerine onun kırılganlığını ve iletişim kuramayan ruh hâlini anlamaya çalışıyor. Böylece film, röntgencilik ya da takıntılı aşk üzerine olmaktan çok, yalnızlığın insanı sürüklediği sessiz çaresizlik üzerine kurulmuş naif bir aşk hikâyesine dönüşüyor.

Skolimowski'nin sade anlatımı, uzun sessizlikleri ve karakter psikolojisini öne çıkaran kamerası da bu atmosferi sürekli besliyor. Sonuç olarak Anna ile Dört Gece, saplantıyla sevgi arasındaki ince çizgiyi yargılamadan inceleyen; Camus'nün varoluşçu yalnızlığı ile Kieślowski'nin insancıl bakışını aynı potada eriten, küçük ama etkisi uzun süre hissedilen filmlerden biri oluyor.

Yorumlar