Blue Valentine


Derek Cianfrance'in belgeselci geçmişi, Blue Valentine'ın sinema diline bütünüyle siniyor. Yönetmenin Dean ve Cindy'ye eşit mesafede yaklaşımı, hiçbir karakteri mutlak haklı ya da haksız ilan etmemesi, geçmişe dönüş sahnelerindeki inandırıcılığı ve olaylara müdahil olmayan, yalnızca gözlemleyen kamera kullanımı bu belgeselci bakışın en güçlü yansımaları. Üstelik filmin uzun bir üretim sürecine yayılması sayesinde geçmiş ve bugün arasındaki fiziksel değişim de yapay makyajlarla değil, doğal biçimde hissediliyor.

Cianfrance, Dean ile Cindy'nin karşılaşmasını mistik bir kadere ya da romantik bir tesadüfe bağlamak yerine, aşkı hayatın rastlantıları içinde filizlenen son derece dünyevi bir deneyim olarak ele alıyor. Böylece aşk, sinemanın yıllardır yeniden ürettiği büyülü ve kaçınılmaz yazgı olmaktan çıkıyor; insanların belirli koşullar altında kurduğu, emek verdikleri, zamanla dönüşen ve yıpranan bir ilişkiye dönüşüyor. Film tam da bu yüzden romantik olmaktan çok gerçekçi.

Bu belgeselci damar, sinemanın duygusal gücüyle birleştiğinde ortaya son derece samimi bir ilişki portresi çıkıyor. Seyirci kendisini kimi zaman Dean'e, kimi zaman Cindy'ye yakın hissediyor; çünkü film taraf tutmuyor, yalnızca gözlemliyor. İlişkilerde mutlak suçlular ya da mutlak masumlar olmadığını, sevginin bazen iki iyi insan arasında bile tükenebileceğini gösteriyor.

Belki de Blue Valentine'ın en acımasız yanı burada yatıyor. İlişki, hayatın kendisi gibidir; başladığı anda kum saati de işlemeye başlar. Mesele kumun akmasını durdurmak değil, o süre içinde birbirine gerçekten dokunabilmektir. Çünkü aşkı bitiren çoğu zaman büyük ihanetler değil; gündelik hayatın yavaş ama durdurulamayan aşındırıcı etkisidir.

Bu yüzden Blue Valentine, bir ayrılık hikâyesinden çok, zamanın aşk üzerindeki yıkıcı etkisine dair dürüst bir gözlem niteliği taşıyor. Cianfrance, aşkın nasıl başladığını değil, nasıl yavaş yavaş eksildiğini anlatıyor; üstelik bunu melodrama sığınmadan, hayatın içinden kopup gelmiş bir sadelikle yapıyor. Belki de filmin en büyük başarısı burada yatıyor: Seyirciye "Bu Dean'in ve Cindy'nin hikâyesi." dedirtmek yerine, "Bu bizim hikâyemiz de olabilirdi." hissini bırakabilmesinde.

Yorumlar