
Semih Kaplanoğlu'nun Yusuf Üçlemesi'nin son filmi Bal, bana göre serinin en güçlü halkası. Kuşkusuz bunda küçük oyuncusu Bora Altaş'ın olağanüstü doğal performansının büyük payı var. Üçlemenin önceki filmleri de oldukça başarılıydı; ancak Bal, hem anlatım dili hem de duygusal yoğunluğu sayesinde izleyicisini diğer filmlere göre daha kolay içine çekebiliyor.
Semih Kaplanoğlu'nun metaforlarla örülü anlatımı, önceki filmlerde olduğu gibi Bal'da da filmin temel yapı taşlarından birini oluşturuyor. Açılıştaki baba figürünün Yusuf'a verdiği "oku" emri, filmin dinsel göndermelerle örülü sembolik bir dünya kuracağının ilk işaretlerinden biri. Yusuf'un rüyalarla kurduğu ilişki de bu metaforik yapıyı besleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor.
Filmin bir diğer dikkat çekici yanı ise, baba-oğul ilişkisini psikanalitik okumaya açık bir biçimde işlemesi. Yusuf'un otoriteye karşı mesafeli tavrı; sütünü içmeyi reddetmesi, okuyabildiği hâlde okumaması, zaman zaman babasına karşı sessiz bir direniş sergilemesi ve babasının elmayı ona kestirmesi gibi ayrıntılar, Oidipal çatışmanın simgesel izdüşümleri olarak okunabilir. Bana göre Yusuf'un okuyabildiği hâlde okumaması da yalnızca bir korkunun değil, babanın temsil ettiği otoriteyi bilinçdışı düzeyde erteleme isteğinin bir dışavurumu.
Filmin sonlarına doğru kırmızı kurdeleyi alması ve sütünü içmesi ise bu çatışmanın sert bir kopuşla değil, kabullenişle sonuçlandığını düşündürüyor. Kaplanoğlu'nun bunu büyük dramatik kırılmalar yerine küçük jestlerle anlatmayı tercih etmesi de filmin en güçlü yanlarından biri.
Kısacası Bal, yalnızca şair Yusuf'un çocukluğunu anlatan bir film değil; aynı zamanda onun dünyayı algılayışının, şiire yönelişinin ve babasıyla kurduğu ilişkinin bilinçaltındaki ilk izlerini araştıran simgesel bir çocukluk portresi sunuyor. Bu yönüyle Bal, Yusuf Üçlemesi'nin yalnızca son filmi değil, aynı zamanda en olgun ve en katmanlı halkası olmayı başarıyor.
Yorumlar