
Cadı, birçok din ve mitolojide doğaüstü güçlere sahip olduğuna inanılan kadındır. Tarihsel açıdan bakıldığında ise cadılık, özellikle 15. ve 17. yüzyıllar arasında kadınların maruz kaldığı korkuların, önyargıların ve toplumsal baskıların simgelerinden biri hâline gelmiştir.
Ejderha Dövmeli Kız serisinin sıra dışı karakteri Lisbeth Salander'e bu açıdan baktığımızda, onun da zorlu yaşam koşulları içinde adeta çağdaş bir cadıya dönüştüğünü söyleyebiliriz. Orta Çağ'da doğaüstü güçlerle ilişkilendirilen kadınların yerini burada teknoloji alıyor; Lisbeth, bilgisayar başındaki olağanüstü becerileriyle dijital çağın cadısı, hatta bir siber suikastçısı gibi duruyor.
Ne var ki bu yetenek, tıpkı geçmişte cadıların lanet olarak görülen güçleri gibi, Lisbeth için de bir kurtuluş olmaktan çok lanete dönüşüyor. İlk filmde ideolojinin ve erkek egemen düzenin baskısıyla, özellikle de kendisine sistematik biçimde şiddet uygulayan vasisinin temsil ettiği iktidarla mücadele eden karakter, bu kez geçmişinin karanlık mirasıyla, yani babasıyla yüzleşmek zorunda kalıyor.
Lisbeth'in üzerine kurulan komplolar, bu filmle birlikte modern bir cadı avına dönüşüyor. Serinin ilk filminde yalnızca gizemli görünen karakterin geçmişine dair önemli sır perdeleri de bu filmde aralanıyor.
Ancak bütün bu ilginç tematik altyapıya rağmen, film ilk yapımın yakaladığı yüksek gerilim ve tempoyu koruyamıyor. Lisbeth'in karakterini derinleştirse de, anlatının ritmi ve heyecanı açısından selefinin bir adım gerisinde kalıyor.
Yorumlar