Friday the 13th, yalnızca slasher sinemasının değil, korku türünün de en önemli kilometre taşlarından biri. Seri zamanla Jason Voorhees ile özdeşleşmiş olsa da, ilk filmin başarısı yalnızca ikonik katiline değil, korkuyu inşa etme biçimine dayanıyor.
Bugün birçok korku filminin en büyük sorunu, daha hikâyesini kurmadan seyirciyi kan ve şok sahneleriyle etkilemeye çalışması. Sürekli yükselen şiddet dozu kısa vadede dikkat çekse de, karakterler yeterince kurulmadığı için yaşanan ölümler de dramatik bir karşılık bulamıyor. Seyirci karakterlerle bağ kuramadan film korkutmaya çalışıyor.
Friday the 13th ise bunun tam tersini yapıyor. Önce karakterlerini ve atmosferini kuruyor, Crystal Lake'in tekinsizliğini adım adım hissettiriyor, gerilimi sabırla yükseltiyor. Kimin hayatta kalacağı ya da kimin sıradaki kurban olacağı uzun süre belirsizliğini koruyor. Bu da filmin gerilimini yalnızca kanlı sahnelerden değil, beklenti ve bilinmezlik duygusundan beslemesini sağlıyor.
Filmin başarısı, gore sahnelerini amaç değil araç olarak kullanmasında yatıyor. Dönemi için oldukça etkileyici makyaj efektleri, ölçülü oyunculuklar, güçlü dramatik yapı ve finaldeki sürpriz, şiddetin çok daha etkili hissedilmesini sağlıyor. Önce iyi bir film olmayı başarıyor; korkutmayı ise bunun doğal sonucu hâline getiriyor.
Aradan geçen yıllara rağmen Friday the 13th, slasher sinemasının neden bu kadar etkili olabileceğini gösteren en iyi örneklerden biri olmayı sürdürüyor. Çünkü gerçek korkunun yalnızca ne gösterildiğiyle değil, nasıl beklendiğiyle de ilgili olduğunu çok iyi biliyor.
Yeni çekilen filmin nasıl olduğu izleyince göreceğiz fakat; Texas Chainsaw Massacre'nin başarılı yeniden çekimi ile dikkatleri üzerine çeken "Marcus Nispel" umutlanmamıza neden oluyor...
Yorumlar