
Max Weber'in The Protestant Ethic and the Spirit of Capitalism'de ortaya koyduğu düşünce üzerinden de There Will Be Blood'u okumak mümkün. Weber'e göre Protestan ahlakında insanın kurtuluşa erip ermeyeceği, yani "seçilmiş" olup olmadığı önceden belirlenmiştir; ancak bunu kesin olarak bilmek mümkün değildir. Bu belirsizlik, bireyi durmaksızın çalışmaya, üretmeye ve servet biriktirmeye iter. Zamanla bu çalışma disiplini ve birikim arzusu kapitalizmin ruhunu besleyen temel dinamiklerden birine dönüşür.
Filmin finalinde Daniel Plainview ile Eli Sunday arasındaki hesaplaşma da tam bu noktaya temas ediyor. Daniel'ın Eli'ye söylediği şu sözler, yalnızca kişisel bir aşağılamadan ibaret değildir:
"Seçilmiş olan kardeşin sen değilsin, Eli. Seçilmiş olan Paul'dü. Beni bulup arazinizden bahsetti. Sen ayakta uyuyordun."
Daniel, seçilmişliği dinsel bir lütuf olarak değil, ekonomik başarıyla tanımlıyor. Peygamber olan Eli değil, toprağın altındaki değeri gören Paul'dür. Çünkü serveti mümkün kılan vahiy değil, bilgidir; kurtuluşu sağlayan dua değil, sermayedir.
Devamındaki sözleri de bunu açıkça ortaya koyar:
"Eline 10.000 dolar nakit verdim. Artık kendine ait mütevazı bir şirketi var ve başarılı."
Burada Daniel'ın ölçütü ahlaki ya da manevi değildir. Başarının tek kriteri ekonomik güçtür. Eli ise bütün dini otoritesine rağmen başarısız olmuş, Daniel'ın gözünde seçilmemiştir.
Bu yüzden Daniel Plainview yalnızca kapitalist bir karakter değildir; materyalizmin ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Onun dünyasında din, ahlak ve insanlar yalnızca sermayenin hizmetinde anlam kazanır. Bu nedenle Empire dergisinin şu değerlendirmesine katılmamak zor:
"Sinema tarihinde materyalizme Daniel Plainview kadar bulanmış başka bir karakter bulmak gerçekten güç."
Yorumlar