Antonioni'de en sevdiğim şey, kuşkusuz kendine özgü biçimselliği. Kamera yerleşimleri, kadraj tercihleri ve mekânı kullanma biçimi öylesine güçlü ki, hikâyeden bağımsız olarak bile filmlerini takip etmek büyük bir görsel haz veriyor.
Blow-Up ise bunun en iyi örneklerinden biri. Bir cinayete tanıklık ettiğini düşünen fotoğrafçının hikâyesi üzerinden, görünen ile görünmeyen, gerçek ile yanılsama arasındaki sınırları sürekli belirsizleştiriyor. Fotoğraf büyüdükçe gerçek küçülüyor; kanıt çoğaldıkça hakikat daha da uzaklaşıyor. Antonioni'nin asıl ilgisi de cinayetin kendisinden çok, gerçekliğin nasıl üretildiği ve nasıl kaybolduğu.

Senin Paris'te olduğunu sanıyordum.
Zaten Paristeyim!!
Zaten Paristeyim!!
Yorumlar