Sinema tarihinde edebiyat uyarlaması dendiğinde akla genelde kasvetli dönem filmleri, ağır dramlar ya da aslına sadakat yemini etmiş ağdalı senaryolar gelir. Sonra Coen Kardeşler çıkar, Antik Yunan'ın en büyük destanlarından Homeros'un Odysseia'sını alır; 1930'ların Büyük Buhran Amerika'sında, saçına briyantin sürmekten başka derdi olmayan bir kaçığın macera dolu komedisine dönüştürür.
2000 yapımı O Brother, Where Art Thou?, yalnızca bir film değil; müzikleriyle, kendine özgü renk paletiyle ve barındırdığı katıksız Coen mizahıyla zamansız bir Amerikan masalıdır.
Mitolojiyi Değil, Absürtlüğü Öncelemek
Filmin başındaki "Ey Esin Perisi!" selamına aldanmayın. Coen Kardeşler bu filmi yazarken Odysseia'yı baştan sona okumadıklarını, yalnızca lise yıllarından akıllarında kalanlarla yola çıktıklarını açıkça söyler. İşin güzelliği de tam burada başlar. Arka planda tıkır tıkır işleyen bir Odysseia omurgası vardır ama film bu yükün altında asla ezilmez.
Odysseus olur sana Ulysses Everett McGill (George Clooney). Zekâsı ve gevezeliğiyle öne çıkar ama en büyük derdi kutusu tükenen Dapper Dan briyantinini bulmaktır.
Penelope olur sana Penny; kocasının öldüğünü söyleyip çocuklarına yeni bir "bonafide" (saygın) baba arayan pragmatik bir kadın.
Tepegöz Polyphemus ise John Goodman'ın canlandırdığı, tek gözü bantlı, İncil satıcısı kılığındaki acımasız dolandırıcı Big Dan Teague'den başkası değildir.
Nehir kıyısında adamları büyüleyen Sirenler, Delmar'ın gerçekten kurbağaya dönüştüğüne inandığı tuhaf karşılaşmalar ve kukuletalı Ku Klux Klan mitinginin bir anda absürt bir müzikale dönüşmesi... Bütün bu dünya, mitolojiden çok Coen Kardeşler'in benzersiz sirkini andırır.
"Damn, we're in a tight spot!"— Everett McGill
Müziklerle Yaşayan Bir Film
O Brother, Where Art Thou?'yu müziklerinden bağımsız düşünmek neredeyse imkânsız. Hatta süreç o kadar tersine işlemiştir ki efsanevi yapımcı T-Bone Burnett, senaryo tamamlanmadan şarkıları kaydetmeye başlamış; Coen Kardeşler de birçok sahneyi bu kayıtların ritmine göre kurgulamıştır.
Ana karakterlerin Soggy Bottom Boys adıyla bir radyo istasyonunda gelişigüzel kaydettiği "I Am a Man of Constant Sorrow", filmde kahramanların haberi bile olmadan bütün eyaletin marşına dönüşür. Filmin müzik albümünün gösterime girdikten sonra Grammy'de Yılın Albümü ödülünü kazanması ve unutulmaya yüz tutmuş Bluegrass ile Gospel geleneğini yeniden gündeme taşıması tesadüf değildir. Alison Krauss'un vaftiz sahnesindeki berrak vokalinden nehir kıyısındaki tekinsiz kadınların ezgilerine kadar her parça, filmin atmosferini inşa eden temel taşlardan biridir.
Son Söz
O Brother, Where Art Thou?, Coen Kardeşler'in filmografisindeki en neşeli ama aynı zamanda en katmanlı yapımlardan biri. Büyük Buhran'ın ekonomik yıkımını, Amerikan siyasetini, dini, popüler kültürü ve ırkçılığı ince ince hicvederken bunu neredeyse masalsı bir hafiflikle başarıyor. Homeros'un destanını birebir uyarlamak yerine onun ruhunu Amerikan folkloruyla buluşturuyor ve ortaya yalnızca başarılı bir esinlenme değil, kendine has bir Amerikan efsanesi çıkarıyor.
Eğer hâlâ izlemediyseniz ya da üzerinden uzun zaman geçtiyse; saçlarınızı tarayın, bir kutu Dapper Dan arayın ve Soggy Bottom Boys'un ritmine kendinizi bırakın. Çünkü bazı yolculuklar eve dönmek için değil, yolda karşılaşılan tuhaf insanları ve anlatılacak güzel hikâyeleri biriktirmek içindir.




Yorumlar