Konusu:
Charles, yalnız yaşayan, eksantrik ve iki kez piyango kazanmış bir adamdır. Favori müzik ikilisini, yalnızca kendisi için Wallis Adası’nda özel bir konser vermeye davet eder. Başta para için bu duruma katlanmak zorunda kalan sanatçılar, zamanla Charles ve birbirleriyle kurdukları bağ sayesinde gerçek bir dostluğa doğru yol alır. Film, yalnızlık, dostluk, geçmiş özlemi ve insan ilişkileri temalarını, komik ve dokunaklı bir şekilde işliyor.
The Ballad of Wallis Island, izlerken yüzünüzü güldüren, aynı zamanda düşündüren filmlerden biri. Film, izole bir adada geçen hikâyesi, sevimli karakterleri ve naif atmosferiyle adeta izleyiciyi kendi küçük dünyasına davet ediyor. Muhteşem ada manzaraları, tatlı detaylarla örülmüş sahneler ve karakterlerin küçük tuhaflıkları, film boyunca izleyiciyi hem rahatlatıyor hem de gülümsetiyor.
Filmin merkezindeki Charles karakteri, gerçek hayatta biraz saplantılı ve rahatsız edici görünebilir; ama film, bu karakteri dengeleyerek izleyiciye empati kurma imkânı sunuyor. Başta O'na para için katlanmak zorunda kalan sanatçılar, zamanla gerçek bir dostluğa dönüşen bir ilişki geliştiriyor. Bu, “insana insan lazım” mesajının film boyunca doğal ve samimi bir şekilde işlenmesini sağlıyor.
Film, Alexander Payne’in karakter odaklı, kara mizahı hafif dokunuşlarla kullandığı anlatımını çağrıştırıyor. Ancak burada sadece Payne havası değil, Noah Baumbach’in ilişkilerdeki gerçekçilikten beslenen, diyaloğa dayalı tarzı da hissediliyor. Özellikle karakterlerin birbirleriyle kurduğu küçük çatışmalar, Payne’in duygusal dinginliğiyle Baumbach’in keskin gözlemi birleşince, filmde tatlı bir “hayat kesiti” duygusu ortaya çıkıyor. Ayrıca Baumbach’in işlerinde olduğu gibi, mizah ve duygusallık aynı sahnede bir arada akıyor; karakterlerin kırılganlıklarıyla sevimlilikleri yan yana duruyor.
Aynı zamanda film, sadece keyif vermekle kalmıyor; hayattaki önem sıralamaları, kapanmamış defterler ve yeni açılan defterler gibi temalar üzerinden düşündürüyor. Paranız olabilir ama çok sevdiğiniz birini kaybetmiş olabilirsiniz. Kariyeriniz harika ilerliyor olabilir ama geçmişin özlemi buruk bir tat bırakır. Film, bu dengeleri abartmadan, naif bir şekilde izleyiciye hissettiriyor.
Müzik de filmin önemli bir parçası. Kullanılan şarkılar, karakterlerin duygusal dünyasını destekliyor ve filmin naif tonuyla uyumlu bir deneyim sunuyor. İzleyici sahnelere hem gülümseyerek hem de hafif bir duygusal bağlılık hissiyle eşlik ediyor.
Elbette filmde bazı eksiler var: Tempo yer yer düşüyor, bazı sahneler klişe kalıplara kayabiliyor. Ancak bu sorunlar, filmden alınan feel good hissiyatını gölgelemiyor. Üstelik günümüzün bol miktarda üretilmiş ve bazen dejenere olmuş ana akım dizilerinden ve filmlerinden ayrılan tarafı, bağımsız ve özgün bir yapım olması. Minimalist yaklaşımı ve karakter odaklı anlatımı, onu özel kılıyor.
Sonuç olarak The Ballad of Wallis Island, samimi, tatlı ve duygusal bir denge yakalıyor. Payne’in duygusal olgunluğu ile Baumbach’in ilişkisel gerçekçiliğini harmanlayan, hem yüz güldüren hem de iç burkan bir yapım. İzleyiciyi hem rahatlatan hem de düşündüren bir film arıyorsanız, bu ada hikâyesi tam size göre. 🌿✨



Yorumlar