Ümit Ünal’ın son filmi Evcilik, kağıt üzerinde yılın en kışkırtıcı fikirlerinden birine sahip: Heyecanını ve tutkusunu yitirmiş beyaz yakalı şehirli bir çift, aradığı adrenalini taşrada, alt sınıftan insanları "taklit ederek" ve bir "rol yapma" (roleplay) oyununun içine girerek bulmaya çalışır. Fikir harika, atmosfer müsait, oyuncular yetkin. Ancak film, bu leziz çıkış noktasını bir sinema şölenine dönüştürmek yerine, maalesef eski usul bir "kamu spotuna" ve didaktik bir "fakir edebiyatına" çevirmeyi tercih ediyor.
Sabah Kuşağı Gerçekliği vs. Yeşilçam Romantizmi
Filmin en büyük yapısal (ve hatta ontolojik) sorunu, artık var olmayan bir "köylü" prototipine yaslanması. Türkiye’de sabah kuşağı programlarını izleyen herkesin bildiği bir "taşra gerçekliği" var: Köy artık bozulmamışlığın kalesi değil; entrikanın, arzunun ve yalanın merkezi. Yönetmen ise bu sosyal gerçekçiliği reddedip, bize 1970'lerden kalma, idealize edilmiş ve inandırıcılıktan uzak bir "fakir ama gururlu" portresi çiziyor.
Ümit Ünal, belli ki her zamanki zarif ve hümanist üslubuyla; sınıflar arası uçurumda kaybolan vicdan, onur ve samimiyet gibi 'insani' değerleri o eski usul taşra saflığı üzerinden yeniden hatırlatmak istemiş. Şehirli kibrine karşı naif bir 'insanlık' kalesi kurma çabası kuşkusuz iyi niyetli bir gayret. Ancak bu iyi niyetli çaba, günümüzün sert ve köşeli gerçekliğine çarptığında ortaya çıkan tablo maalesef didaktik bir fakir edebiyatından öteye geçemiyor."
Kaçan Fırsat: "Barda" Usulü Bir Kabus
Oysa film, didaktik bir sınıf dersi vermek yerine, Speak No Evil (2022) veya Serdar Akar'ın efsanevi Barda (2007) filmi tadında bir psikolojik gerilime dönüşmeliydi.
Senaryonun şu yöne saptığını hayal edin: Köylü çift (Özkan ve Kamuran), şehirli çiftin bu şımarık taklit oyununu fark edip, "Madem bizim yerimize geçmeye bu kadar meraklısınız, o zaman tam yaşayın" diyerek kapıları kilitleseydi...
Film bir anda, Fırat ve Filiz'in; Özkan'ın emriyle o pis tuvaletleri temizlemek zorunda kaldığı, Filiz'in aşağılanarak mutfakta yemek pişirdiği, "doğal hayat" adı altında sirk hayvanı gibi fotoğraflarının çekildiği, fiziksel ve psikolojik bir işkence gecesine dönüşmeliydi. Şehirli kibrinin, gerçek bir "hayatta kalma" korkusuyla yerle bir olduğu o karanlık gece yaşanmalıydı.
Alternatif Bir Final: "Evcilik Deneyim Oteli"
Peki bu travmatik gecenin sabahında ne olurdu? İşte filmi bir başyapıt yapacak o "zehirli" final vuruşu burada saklı:
Çiftimiz, yaşadıkları onca aşağılanma ve korkudan sonra, sabah perişan halde otelden ayrılırken; o gece boyunca terör estiren "psikopat" Özkan (Nejat İşler), bir anda şivesini bırakıp kusursuz bir İstanbul Türkçesiyle konuşmaya başlasaydı... Üstündeki o salaş kıyafeti düzeltip, Fırat’a dönerek; "Umarım hizmetimizden ve yaşattığımız gerçekçi gerilimden memnun kalmışsınızdır. Lütfen Google'da 5 yıldız vermeyi unutmayın, yorumlarınız bizim için değerli" deseydi...
Ve araba uzaklaşırken, kameranın geriye doğru açılıp o salaş kapının yanındaki gizli, neon ışıklı tabelayı gösterdiğini düşünün: "EVCİLİK DENEYİM OTELİ - Since 2024 / Authentic Trauma Experience"
Sonuç
İşte o zaman film, "fakir edebiyatı" yapan bir dramdan; beyaz yakalıların sıkıntıdan ne yapacağını şaşırdığı, aşağılanmayı ve korkuyu bile "satın alınabilir bir hizmet" olarak gördüğü sisteme saplanan zehirli bir hançere dönüşebilirdi. Evcilik, bu potansiyeli harcayarak sadece iyi niyetli bir deneme olarak kalmış gözüküyor.



Yorumlar