Affetmenin İdeolojisi: Task’te Babalık, Yasa, Harcanabilir Hayatlar ve Sessiz Kadınlar



Giriş / Konu

Philadelphia’nın banliyölerinde geçen Task, yüzeyde son derece tanıdık bir hikâye anlatır:
Şüphe çekmeyen bir aile babasının yönettiği bir dizi vahşi soygunu durdurmakla görevlendirilen bir FBI ajanı, bir güvenlik gücü ekibinin başına geçer. Ama bu, suçlularla kolluk kuvvetleri arasındaki klasik bir kedi–fare oyunu değildir.

Dizi, suçun kim tarafından işlendiğinden çok, kimin bedel ödediğiyle ilgilenir. Aile, baba, sadakat, fedakârlık ve düzen gibi kavramlar; şiddetin, kaybın ve devlet aklının içinde yeniden tanımlanır. Task, güvenliği sağlama iddiasıyla yola çıkan bir yapının, ahlâkı nasıl filtrelediğini ve bazı hayatları nasıl sessizce harcanabilir ilan ettiğini anlatır.

Ve tam da bu yüzden, dizi ilerledikçe soru şuraya evrilir:
Bu hikâyede gerçekten kim suçludur, kim korunur ve kim gözden çıkarılır?


____________________________________________________________________________________

“Affetmekten, bağışlamaktan konuşmak kolay. Tabii kaybı yaşayan sen değilsen.”

The Task’in belki de en dürüst cümlesi budur. Ancak dizi, bu dürüstlüğün gerektirdiği ahlaki bedeli ödemeye asla yanaşmaz. Çünkü bu bedel ödendiği anda ne babalık kutsal kalır ne de sistem masum. Bu yüzden Task, bir dönüşüm anlatısı değil; dönüşümün mümkün olmadığı bir karakteri, ahlaki bir çerçeveyle ayakta tutma çabasıdır.

Tanrı Gider, Yasa Kalır

Tom eşiyle tanıştıktan sonra rahipliği bırakırken Tanrı’yı terk etmiş olabilir ama FBI'da işe başlayarak Yasayı terk edemez. O, sadece bir Büyük Öteki’den (Kilise) diğerine (Devlet) iltica etmiş bir mültecidir. İnanç değişir, yapı kalır.

Karakol Tom’a rol verir: üniforma, prosedür, hiyerarşi.
Ev ise onu maskesiz yakalar.

Asıl ontolojik iflas karakolda değil, evde yaşanır. Çünkü evde Yasa susar. Orada sadece baba vardır — ve baba yetersizdir.

Eşin Ölümü ve Gerçek’le Karşılaşma

Lacancı bir perspektiften bakıldığında Tom’un eşi, Sembolik Düzen’in ona vaat ettiği “huzurlu hayat”ın somut kanıtıdır.
“Yasa’ya uyarsan, ödülünü alırsın” önermesinin yaşayan ispatıdır.

Eşin evlat edindikleri çocukları tarafından ölümü bu sözleşmeyi iptal eder.

Tom, travmanın o ham, dilin işlemediği Gerçek alanına çıplak ayakla basar. Burada anlam yoktur, teselli yoktur, adalet yoktur. Travma anlatılamaz; sadece taşınır.

Tom’un depresyonu bu büyük iflası kabullenemeyişinin ürünüdür. Yer yer eski rahiplik retoriğiyle, yer yer alkolle bu boşluğu doldurmaya çalışır. 


İki Tom: Söyleyen ve Yaşayan

Tom Brandis iki figürdür:
Söyleyen (Rahip Tom) ve Yaşayan (Dedektif Tom).

Rahiplik döneminde affetmek bedelsizdir. Affetme, acıyı yaşamayanlar için teorik bir lükstür; yaşayanlar içinse çoğu zaman bir dayatmadır. Rahip Tom affederken bedeni değil, dili çalıştırır. Kaybın ağırlığını taşımadığı için affetme bir erdem değil, konforlu bir pozisyon alma biçimidir.

Dedektif Tom içinse affetme bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çünkü artık suç evin içindedir. Affetmezse aile çöker, düzen dağılır. Bu noktada affetme şifa değil; krizi yönetme tekniğine dönüşür.

Harcanabilirlik Rejimi

Dizinin asıl ahlaki disiplini, “kimin harcanabilir olduğu” noktasında kendini ele verir.

"Robbie sistemin adaleti sağlayamadığı bir boşlukta, abisinin katillerinden (motosiklet çetesi) haraç keserek kendi 'yeraltı mahkemesini' kurar. Bu, profesyonel bir suç operasyonu değil, yasını tutamayan bir adamın intikam çığlığıdır. Robbie o paraları çalarken aslında devletin borçlu olduğu adaleti zorla tahsil etmektedir."

Robbie, sistemi dışarıdan zorlar ve ölür.
O, sistemin dışında kalmış ve tasfiye edilmiş bir kurbandır. Ölümü trajik değil, işlevseldir.

Grasso, içeriden ihanet eder. Ölmez ama cezalandırılır.
Bu ceza bir adalet değil, sistemin kendi içindeki “ahlaki hijyen” operasyonudur.

Burada mesele suç değil, konumdur.


Affetme Bir İdeolojik Aygıttır

Tom Brandis bir karakter değil, bir işlevdir. Affetme diliyle bu yapıyı meşrulaştırır. Sistem Tom’u affettiği için değil, bu ideolojik temizliği yaptığı için ayakta tutar.

Affetme sayesinde:

  • Robbie’nin ölümü “kaçınılmaz” olur.

  • Grasso’nun cezası “yeterli” görünür.

  • Sistem asla sanık sandalyesine oturmaz.

Tom, vicdanla kaplanmış bir vitrindir.


Para, Aklanma ve Maeve’in Sessizliği

Robbie’nin hayatını feda ederek elde ettiği para, Abisinin kızı Maeve’e —  ve bakmak zorunda olduğu Robbie'nin iki çocuğu için Meave'e — teslim edilir. Ve tam bu noktada sistem aklanır.

Bu para bir yardım değildir.
Bir telafi hiç değildir.
Bu para kan parasıdır.

Para, Robbie’nin ölümünün açtığı etik boşluğu kapatır. Yas, yerini bakıma bırakır. Suç, ahlaki bir mesele olmaktan çıkar; lojistik bir soruna indirgenir.

Artık soru şudur:
“Bu çocuklara kim bakacak?”
Değil:
“Bu adam neden öldü?”

Maeve bu noktada özne değildir; bir taşıyıcıdır. Parayı alarak Robbie’nin ölümünü anlamlı bir fedakârlığa dönüştürür. Sessizliği, sistemin nihai onayıdır.

Task, Robbie’yi öldürerek sistemi kirletir; Maeve’e para vererek temizler.


Kadınlar: Korkanlar, Erkekleşenler ve Taşıyanlar

Dizide kadın temsili başlı başına sorunludur ve anlatılan ahlâk rejimiyle doğrudan bağlantılıdır.

Kadınlar üç kategoriye sıkıştırılır:

  • Korkan Kadınlar – Lizzie gibi figürler, operasyon anlarında panikleyen, duraksayan “zafiyet noktaları”dır.

  • Güçlü Ama Erkekleşmiş Kadınlar – Kathleen gibi karakterler güçlüdür ama bu güç, maskülen otorite diliyle mümkündür.

  • Evde Kalanlar ve Taşıyanlar – Diğer kadınlar yas tutar, çocuk bakar, bekler ve taşır.

Erkekler ahlâk üzerine konuşur.
Kadınlar sonuçlarını yaşar.
Bu yüzden dizide ahlâk da cinsiyetlidir.


Mahkeme Sahnesi: Ertelenmiş Bir Çöküş

Tom’un üvey oğlunun davasında mahkemede kurduğu cümle —
“Devlet adına onu affedemem. Ama ben onu kişisel olarak affettim.” —
bir bilgelik gösterisi değildir.

Bu cümleyle Tom ne adaleti talep eder ne de intikamı.
Sadece kendi yıkımını geleceğe erteler; bugün ayakta kalabilmek için yarınını ipotek eder.

Mahkeme salonunda çocukları ve rahip arkadaşıyla birlikte duran Tom, affetmenin tüm estetiğini sahneler. Ama bu sahne bir kapanış değildir. Bu, ertelenmiş bir çöküştür.


Sonuç

Task, affetmenin zorluğunu sezmiş ama bu zorluğun yaratacağı boşlukla yaşamaya cesaret edememiştir. Affetmeyi bir etik eylem olarak değil, bir tahliye mekanizması olarak sunar.

Bu bir babalık hikâyesi değildir.
Bu, affetmenin, harcanabilir hayatların ve sessizce taşınan yüklerin ideolojik olarak nasıl düzenlendiğinin hikâyesidir.

Ve bu yüzden dizinin mutlu sonu yoktur —
sadece sistemin sorunsuz işleyen bir sonu vardır.

Yorumlar