Filmin Konusu
1962 yılının kalabalık Hong Kong'unda geçen film, gazeteci Bay Chow (Tony Leung) ve bir nakliyat şirketinde sekreter olan Su Li-zhen'in (Maggie Cheung) hikayesini anlatır. Her ikisi de, eşleriyle birlikte yeni bir apartman dairesine aynı gün taşınır.
Sürekli iş seyahatinde olan eşlerinin yokluğunda birbirleriyle tesadüfen karşılaşan bu iki komşu, çok geçmeden acı bir gerçeği keşfeder: Eşleri birbirleriyle bir ilişki yaşamaktadır.
Bu ortak kader, Bay Chow ve Su Li-zhen'i bir araya getirir. Başlangıçta bu aldatılmanın nasıl başladığını "canlandırmaya" ve anlamaya çalışan ikili, "onlar gibi olmamaya" özen göstererek, zamanla kimseye açamadıkları yalnızlıklarını ve hüzünlerini paylaşan iki sırdaşa dönüşür. Aralarında, toplumsal baskının ve kendi ahlaki ikilemlerinin gölgesinde kalan, söze dökülmeyen, mesafeli ve derin bir bağ oluşur.
"In the Mood for Love" (Aşk Zamanı), Wong Kar-wai'nin sinemasal estetiği bir zirveye taşıdığı, her karenin titizlikle bestelendiği bir başyapıttır. Ancak bu filmi unutulmaz kılan, sadece o meşhur kırmızıların ve yeşillerin doygunluğu ya da Maggie Cheung'un bedenini bir zırh gibi saran o cheongsam elbiseleri değildir. Filmin asıl dehası, görsel estetiğin ötesinde, sessizliğin, bastırılmışlığın ve müziğin yarattığı o "ruhani" gerilimde yatar.
Bu film, kelimenin tam anlamıyla "gösterilemeyen" bir aşkın hikayesidir. Peki, bu "gösterilmeyen", nasıl olup da sinema tarihinin en erotik deneyimlerinden birine dönüşür?
1. Klişe Kurulumun Dehası
Filmin başlangıcı, sinema tarihinin en bilindik romantik klişelerinden birini kullanır: İki yabancı, aynı gün, aynı apartmana taşınır ve eşyaları karışır. Bir Hollywood filminde bu an, sakar bir flörtleşmenin başlangıcı olurdu. Wong Kar-wai ise bu klişeyi, romantizmden tamamen arındırır. O kaos, ter ve daracık koridorlardaki sıkışmışlık, bir "tanışma" anı değil, karakterlerin "kader ortaklığının" ve kaçamayacakları o sıkışmış hayatlarının bir metaforudur.
2. "Eşikteki Tanık": Yönetmenin Mesafesi
Wong Kar-wai, izleyiciyi asla olayın merkezine davet etmez. Bizler her zaman bir "eşikteyiz". Bir kapı aralığında, dar bir koridorun sonunda ya da bir perdenin kenarından bakan gizli bir "tanığız". Bu "röntgenci" (voyeurlism) konum, filmin o meşhur "yakalanma gerilimini" yaratır.
Ancak bu gerilim, aldatan eşlerden yakalanma korkusundan daha derindir. Yönetmen, o eşlerin yüzlerini asla göstermez; onlar birer "hayalettir". Asıl tehdit onlar değil; asıl tehdit, o daracık apartman dairesinin sosyal baskısıdır (mahalle baskısı). Onlar "onlar gibi" olmaktan, yani aldatan eşlerinin seviyesine düşmekten korkarlar.
3. Müziğin Yönettiği Bir Aşk: "Yumeji's Theme"
İşte tam bu noktada, o meşhur müzik devreye girer. Shigeru Umebayashi'nin "Yumeji's Theme"i, bu filmin kalp atışıdır. O hipnotik vals ritmi, sıradan anları (merdivenden inmek, yiyecek almaya gitmek) bile kaçınılmaz bir kaderin ağır çekim provasına dönüştürür. Müzik, filmin o "bastırılmış" ruh halinin notalara dökülmüş halidir.
4. Teorileri Reddeden "Ruhani Bir İbadet"
Bu filmdeki aşk, fiziksel bir boyuta taşınamadığı için, "metafiziksel" bir boyuta, adeta ruhani bir ibadete dönüşür. Birbirlerinin yürüdüğü merdivenden yürümek, oturduğu sandalyeye dokunmak... Tüm bunlar, onların gizli, küçük ayinleridir.
İşte tam da bu "ruhaniyet" yüzünden, "Aşk Zamanı"nı Lacan'ın "Obje petit a"sı (Arzu Nesnesi) veya Žižek'in "Metres Paradoksu" (Arzunun ancak yasakla var olabilmesi) gibi Batılı psikanalitik teorilerle okumaya çalışmak, filmin büyüsünü zedeliyor. Bu teorik okumalar, filmin o "çocuksu masumiyetini" ve "ruhani" boyutunu, soğuk birer semptoma indirgeme riski taşıyor.
5. Filmin Asıl Sırrı: "Masumiyet Oyunu"
Bu "masumiyet" halinin en net görüldüğü yer, o "pratik yapma" sahneleridir. "Kocam bana nasıl söylemiş olabilir?" veya "Karımla nasıl yüzleşeceğim?" diye birbirlerine sordukları o sahneler...
İlk bakışta bu, bir "anlama çabası" gibi görünür.
Ancak bu 'pratik yapma' eyleminin altında çok daha trajik bir katman yatıyor olabilir: Ya bu bir 'oyun' ise? Ya bu iki karakter, en başından beri bu aşkın imkansız olduğunu, sonunun kaçınılmaz bir hüzün olacağını biliyorsa?
Belki de o "çocuksu masumiyet", bu acımasız gerçeği bilmekten kaynaklanan bilinçli bir savunma mekanizmasıdır. Madem bu ilişkinin "gerçeği" (yani tam teşekküllü bir ilişki) asla yaşanamayacak, o zaman "provasını" yaparak yetinmek zorundalardı. O "oyun", onların birbirine ahlaki bir bedel ödemeden "yakın" olabildikleri tek güvenli alandı.
6. Bu Film Neden Hollywood'da Çekilemezdi?
"Aşk Zamanı", 1960'lar Hong Kong'unun o "göçmen" (Şanghaylı) topluluğunun sıkışmışlığı ve "yüzünü kaybetmeme" kültürü olmadan anlaşılamaz. O dönem, o aşkın hem hapishanesi hem de (o masumiyeti koruduğu için) sığınağıydı.
Bu hikaye, bir Avrupa ya da Amerika sinemasında ele alınsaydı, muhtemelen "komik" kaçacaktı. O "çocuksu masumiyet" ve "onlar gibi olmayacağız" inadı, Batılı bir izleyiciye "pasiflik" ya da "saçmalık" olarak görünebilirdi. Bu film, ancak o Uzak Doğu kültürünün o spesifik sosyal kodları içinde gerçekçi olabilirdi.
7. Ek Bölüm: "Aşk Zamanı"nın Karanlık İkizi – "Se, Jie" (Lust, Caution)
"Aşk Zamanı"nın o "ruhani" direnişini anlamanın en iyi yollarından biri, onu Tony Leung'un başrolde olduğu bir başka "bastırılmışlık" filmi olan Ang Lee imzalı "Se, Jie" (Lust, Caution) ile kıyaslamaktır. "Se, Jie", "Aşk Zamanı"nın karanlık ikizidir.
Erotizmin Zıt Kutupları: "Aşk Zamanı", erotizmi temassızlıkta (fısıltıda) buldu; "Se, Jie" ise o bastırılmışlığın vahşi patlamasında (çığlığında).
"Oyun"un Zıt Anlamları: "Aşk Zamanı"nda "oyun" (pratik yapma), ruhu korumak için bir savunmaydı. "Se, Jie"de "oyun" (casusluk), ruhu parçalayan bir saldırıydı.
Tony Leung'un Zıt Rolleri: "Aşk Zamanı"nda (Bay Chow) nazik, çekingen bir kurbandı. "Se, Jie"de (Bay Yee) ise karanlık, sadist bir avcıydı.
Özetle, "Aşk Zamanı" bastırılmış arzunun "ruha" dönüşmesinin hikayesiyse; "Se, Jie" bu arzunun "bedene" dönüşerek her şeyi yok etmesinin hikayesidir.
8. Kapanış: Taşa Fısıldanan O Sır
Filmin finali, bu "olmamışlığın" trajik bir mührüdür. Yıllar sonra yaşanan o "kıl payı kaçırmalar" ve o ulaşılamayan telefonlar, kaderin acımasız bir cilvesidir. Ama asıl mühür, Bay Chow'un Angkor Wat'taki o tapınak kalıntısına gidip, o deliğe sırrını fısıldaması ve üzerini kapatmasıdır.
O "yaşanmamış" ama "var olan" aşkı, kimsenin bilmediği, kutsal bir ana, tarihin kendisine gömerek mühürlemiştir.
Filmin bize söylediği gibi: "O geçmiş yılları bir anımsadı. Sanki tozlu bir camdan bakıyordu, geçmiş görebildiği ama dokunamadığı bir şeydi..."
"Aşk Zamanı"nı izlemek bu yüzden tuhaf bir deneyimdir; sanki meditatif bir ayin, estetikten kör olacağınız bir şölen, yoğun bir erotik heyecan ve en sonunda naif bir aşk öyküsünün yarattığı o derin hüznü aynı anda yaşamaktır.
📽️ Nerede İzledim: Sinema (2000) & DVD Arşivi ⭐ Sinetown Notu: 10 / 10





Yorumlar