Alien Covenant


Maternal kodlarla örülü Alien (1979), kuşkusuz bilimkurgu sinemasının en kusursuz örneklerinden biriydi. Ridley Scott’un yıllar sonra seriye Prometheus (2012) ile dönmesi ve devamında Alien: Covenant ile bu hattı sürdürmesi ise, Alien evrenini tematik olarak bambaşka bir eksene taşıdı. Ne var ki bu yeni yönelim, serinin kurucu ruhuyla ciddi bir çatışma hâlinde.

İlk film, “doğum”, “beden dehşeti” ve kontrolsüz üreme korkusu üzerinden ilerleyen, açık biçimde maternal bir anlatı kuruyordu. Yabancı varlık, eril bir saldırganlıktan çok, bedeni ele geçiren, içerden büyüyen ve patlayarak dışarı çıkan bir kabus olarak tasarlanmıştı. Dehşetin kaynağı metafizik değil, doğrudan biyolojik ve bedenseldi. Oysa Prometheus ve Alien: Covenant, bu hattı terk ederek “Yaratıcı’yı arayış”, “miras”, “tanrısallık” ve “yaratma arzusu” gibi açık biçimde paternal temalara yaslandı. Böylece Alien evreni, kozmik bir beden korkusundan çıkıp sömürgeleştirme fantezisine benzeyen bir metafizik sorgulamaya dönüştü.

Sorun yalnızca temanın değişmesi de değil; bu yeni filmler, ataerkil kodları sürekli ve ısrarcı biçimde yüzümüze vurarak orijinal filmin sessiz, karanlık ve sezgisel dehşetini neredeyse tamamen yok ediyor. Alien’daki bilinmezlik ve organik korku yerini, fazla konuşan, fazla açıklayan ve mitoloji kurmaya çalışan bir anlatıya bırakıyor. Bu da seriyi giderek daha steril, daha yapay ve paradoksal biçimde daha az “Alien” yapan bir noktaya sürüklüyor.

Ortaya çıkan şey, yer yer Blade Runner soslu, varoluş sancısı çeken androidiyle metafizikleşmiş, ton olarak ne Alien’ın saf korku sinemasına ne de Blade Runner’ın felsefi derinliğine tam olarak ait olmayan garip bir melez yapı oluyor. Özellikle David karakteri üzerinden yürüyen “yaratıcı olma” arzusu, filmin bütün ağırlığını sırtlanırken, Alien mitolojisinin kendisi arka plana itiliyor.

Üstelik film, bilimkurgu sinema tarihi açısından belki de en beceriksiz gemi mürettebatlarından birine sahip olmak gibi ayrı bir sorunla da malul. Karakterlerin irrasyonel kararları, korku yaratmak yerine anlatının inandırıcılığını zedeliyor; yer yer izleyiciyi yalnızca mürettebatın değil, Alien’ın zekâsından bile şüphe etmeye itiyor.

Sonuç olarak bu yeni filmler, Alien evrenini genişletmek yerine onu tematik olarak deforme eden, ruhunu başka bir sinemasal evrene taşımaya çalışan yapımlar gibi duruyor. Serinin daha fazla bu şekilde parçalanmadan durdurulması, belki de Alien’ın mirası için en sağlıklı seçenek. Zira hayranları açısından, Alien’ı bu kadar yabancı ve tanınmaz bir formda izlemek gerçekten içler acısı bir hâl almış durumda.

Yorumlar