Star Trek vs Star Wars karşılaştırmalarında hep tarafsız kalmışımdır. Ancak son çekilen iki Star Wars filmiyle birlikte bu terazide ibrem artık açık biçimde Star Trek tarafına kaymış durumda. Çünkü Star Trek üzerinden üretilen hikâyeler, her yeni yapımda kurulu evreni genişletirken; Star Wars, yeni filmlerle birlikte aynı hikâyeyi tekrar tekrar anlatarak kendi evrenini giderek daraltmayı tercih ediyor.
Star Wars’un sahip olduğu galaksi, teorik olarak milyonlarca ilginç, politik, felsefi ve insani hikâyeye kapı aralayabilecek kadar genişken, yapımcılar sürekli olarak aynı iktidar savaşlarına, aynı aile mitlerine ve aynı güç fantezilerine geri dönüyor. Rogue One, iyi bir eğlencelik olmasına rağmen bu kısır döngünün dışına çıkamıyor. Galaksinin potansiyelini büyütmek yerine, ana anlatının etrafında dönüp duran bir dipnot gibi kalıyor.
Star Trek ise tam tersine, her zaman bilimkurgu üzerinden insanlığın ufkunu açmayı hedefledi. Bilim felsefesi, etik, zaman, yapay zekâ, mühendislik, toplumsal yapı ve varoluş gibi konuları tartışmaya açarak, “uzay”ı bir macera alanından çok bir düşünce alanına dönüştürdü. Star Trek evreni genişledikçe daha çok soru üretti, daha çok ihtimal sundu.
Star Wars ise giderek ana haber bültenlerinde izlemekten yorulduğumuz güç ve iktidar delisi muktedirlerin hikâyelerini, kendi galaktik masal evreninde yeniden ve yeniden üretir hâle geldi. İsyan, özgürlük ve yenilik duygusu yerini hanedanlık anlatılarına, kaderci mitolojilere ve tekrar eden çatışmalara bıraktı.
Oysa Star Wars’u Star Wars yapan şey, ilk filmlerdeki o yenilikçi, özgürlükçü ve isyankâr ruhtu. Küçüklerin devlere karşı çıkışı, sistem karşıtı bir enerjinin masalsı bir dille anlatılmasıydı.
Umarım yeni Star Wars filmlerinde, kendi evrenini daraltan bu tekrar döngüsünden çıkılır ve ilk filmlerin taşıdığı o özgür, yaratıcı ve cesur ruh yeniden hatırlanır.
🖖
Yorumlar