Batman v Superman: Dawn of Justice, adının vaat ettiği büyük çatışmayı bir türlü ete kemiğe büründüremeyen; iki ikonik karakter arasındaki karşılaşmayı güçlü bir dramatik gerilime dönüştüremeyen bir film. Batman ile Superman arasındaki fikir ayrılığı ilginç bir başlangıç noktası sunsa da, bu çatışma karakterlerin dünyaya bakışlarından doğan kaçınılmaz bir hesaplaşmaya dönüşmek yerine, çoğu zaman yapay bir öfke gösterisine indirgeniyor.
Bu noktada filmin asıl sorunu, iki kahramanın karşı karşıya gelmesinden çok, neden gerçekten karşı karşıya geldiklerini yeterince inandırıcı biçimde anlatamaması. Superman’in sınırsız gücünün yarattığı korku, Batman’in yıllar içinde biriktirdiği travmalar ve güvensizlik duygusu üzerine kurulabilecek güçlü bir anlatı, filmin karanlık atmosferi içerisinde kayboluyor.
Seyircinin dikkati bu nedenle filmin antagonisti Lex Luthor’a kayıyor. Ancak filme “Joker vari” bir enerjiyle yerleştirilmeye çalışılan Luthor karakteri, kendi başına güçlü bir tehdit yaratmayı başaramıyor. Joker’in kaotik tavrının arkasında tutarlı bir dünya görüşü ve ahlaki çöküş fikri bulunurken, Luthor çoğu zaman büyük kavramları yüzeysel biçimde kullanan, felsefi derinlikten yoksun bir karakter gibi duruyor. Sanki birkaç felsefe kitabından altını çizdiği cümleleri ezberleyip bunları dünyaya karşı bir manifesto olarak sunan bir figüre dönüşüyor.
Filmin en büyük problemlerinden biri de Zack Snyder’ın görsel ağırlığı, hikâyenin önüne geçirmesi. Karanlık ton, ağır çekimler ve görkemli kadrajlar güçlü anlar yaratsa da, bunları taşıyacak karakter derinliği ve dramatik yapı yeterince güçlü değil. Film uzun süresine rağmen bir türlü gerçek bir ağırlığa ulaşamıyor.
Wonder Woman’ın dahil olmasıyla birlikte film nihayet enerjik bir noktaya ulaşsa da bu, daha önce kurulması gereken dinamizmin geç bir telafisi gibi kalıyor. Daha önce kalabalık süper kahraman kadrosuyla Watchmen gibi başarılı bir uyarlamaya imza atan Zack Snyder, bu kez benzer bir dengeyi kuramıyor.
Çizgi roman uyarlamalarında aynı dönemde öne çıkan Deadpool ise tam tersine, kendini fazla ciddiye almayan tavrı, enerjik mizahı ve türün klişeleriyle kurduğu ilişki sayesinde çok daha canlı bir deneyim sunuyor. Batman v Superman’in kaybettiği şey ise tam olarak bu: kendi mitolojisinin ağırlığı altında ezilmeden karakterlerine nefes aldırabilmek.

Yorumlar