Star Wars The Force Awakens

Star Wars: The Force Awakens’in en büyük problemi, hâlihazırda tamamlanmış ve mitolojik açıdan son derece güçlü bir paternal hikâyeyi (Luke–Darth Vader, Anakin–Obi-Wan) daha düşük bir kalibrede yeniden üretmeye çalışması. Film, bu çatışmayı derinleştirmek yerine onu güvenli ve tanıdık bir forma sokarak etkisizleştiriyor.

Eski tüfeklerin hikâyeye eklemlenme biçimi de bu tercihi doğrular nitelikte. Karakterlerin varlığı anlatıyı ileri taşımaktan çok, seyirciye sürekli “hatırlıyor musun?” diye sormakla meşgul. Bu nostalji bağımlılığı içinde filmin en özgün ve en keyifli karakteri olan Finn, adeta yapımın asıl ihtiyacını fısıldıyor: yenilik.

Öte yandan, neredeyse karikatürize edilmiş Nazi sembolizmi filmin evrenine organik biçimde yerleşmek yerine eğreti duruyor. Star Wars’un faşizm alegorisi zaten yeterince güçlü bir arka plana sahipken, bu denli yüzeysel bir görsel dil tercih edilmesi meseleyi derinleştirmekten çok basitleştiriyor.

Kuşkusuz yapımcılar, büyük bütçeli bir projede bildikleri sularda — eski üçlemenin güvenli mirasında — yüzerek olası bir başarısızlığı ve maddi kaybı riske etmek istememiş olabilir. Ancak bu gerekçeler, ortadaki temel gerçeği değiştirmiyor:

Film, A New Hope’un bir replikası.

Kylo Ren, Darth Vader’ın bir yansıması.

Ve J.J. Abrams, bu tabloda kötü bir George Lucas kopyası olmaktan öteye geçemiyor.

Bu yüzden serinin yeni filminin Rian Johnson’a emanet edilmesi, tartışmasız biçimde cesur ve doğru bir karar. Johnson’ın sineması, Star Wars evrenine ihtiyaç duyduğu şeyi vaat ediyor: tekrar değil, sorgulama.

Rian Johnson – A New Hope.

Yorumlar