Cosmopolis



Son dönem filmleriyle kendine özgü sinemasından uzaklaşıp daha konvansiyonel bir anlatıya yöneldiği gerekçesiyle sıkça eleştirilen David Cronenberg, Cosmopolis ile bu eleştirilere adeta ters yönden cevap veriyor. Yönetmenin kendi ifadesiyle "finans konusunda olağanüstü yetenekli, insan ilişkilerinde ise son derece yetersiz" bir karakter olan Eric Packer, filmin başından sonuna kadar kameranın odağından hiç ayrılmıyor.

Cosmopolis, zengin iş insanı Eric Packer'ın saçını kestirmek için çıktığı yolculuğu ve limuzininde ağırladığı konuklarla yaptığı uzun diyalogları merkeze alıyor. İlk bakışta bu kadar konuşmaya dayalı bir yapı sinema adına önemli bir risk gibi görünebilir. Ancak Cronenberg sinemasına aşina olanlar için bu gevezelik, filmin kusurundan çok anlatım biçiminin ayrılmaz bir parçası.

Nitekim yönetmenin filmografisine bakıldığında bu durum yeni değil. eXistenZ, sürekli hareket ediyormuş hissi yaratmasına rağmen anlatısını büyük ölçüde düşünceler ve diyaloglar üzerinden kuruyordu. Naked Lunch ise sinema tarihinin en zor uyarlamalarından biri olmasına rağmen, olay örgüsünden çok zihinsel çağrışımlarla ilerleyen bir yapı tercih etmişti. Cronenberg'in sineması hiçbir zaman klasik dramatik ilerleyişe yaslanmadı; onun filmlerinde hareket çoğu zaman fiziksel değil, düşünsel düzeyde gerçekleşir.

Tam da bu nedenle Cosmopolis'in "fazla konuşuyor", "hiç ilerlemiyor" ya da "sıkıcı" olduğu yönündeki eleştiriler bana biraz çelişkili geliyor. Yıllarca yönetmeni fazla gelenekselleşmekle eleştirenlerin, Cronenberg kendi sinemasına daha fazla yaklaştığında bu kez aynı özellikleri kusur olarak görmeleri ironik bir durum yaratıyor. Sonuçta yönetmenin bedene, teknolojiye, kimliğe ve yabancılaşmaya duyduğu ilgi her filminde farklı biçimlerde varlığını sürdürüyor. A History of Violence'da da böyleydi, Cosmopolis'te de değişen çok şey yok.

Belki de Cronenberg'in en büyük talihsizliği tam burada yatıyor. Daha klasik anlatılar kurduğunda "eski Cronenberg nerede?" sorusuyla karşılaşıyor; kendi sinemasına yaklaştığında ise bu kez "fazla geveze", "fazla durağan" olmakla eleştiriliyor. Bu yüzden Cosmopolis etrafındaki tartışmalar bana çoğu zaman filmi değerlendirmekten çok, yönetmeni hangi hâliyle görmek istediğine karar veremeyen bir seyirci profiline işaret ediyor.

Bana kalırsa mesele tam da burada düğümleniyor. Bazen bazı yönetmenler ne yaparlarsa yapsınlar aynı eleştirilerin hedefi olmaya devam ederler. Cronenberg de uzun zamandır böyle bir dönemin içinde. Bu yüzden Cosmopolis, yalnızca tartışmalı bir film değil; aynı zamanda izleyicinin auteur sinemasından ne beklediğini sorgulatan ilginç bir sınav niteliği de taşıyor.


Yorumlar