Falling Skies, ikinci sezon finalini yaparak -pek de merak uyandırmayan bir şekilde- üçüncü sezona yelken açtı. Bilimkurgu açlığımıza beklenen cevabı veremeyen dizi, sorduğu soruları derinleştirmek yerine çoğu zaman yüzeyde bırakmayı tercih ediyor. Steven Spielberg'ün yapımcılığını hemen her bölümde hissettiren bu yapımın, tüm eksiklerine rağmen yoluna devam edebilmesi ise artık bende ayrı bir merak konusu hâline gelmiş durumda.
İkinci sezon boyunca Spielberg sinemasının temel motifleri diziye iyice hâkim oldu. Özellikle baba figürü etrafında kurulan anlatı, giderek Tom Mason karakterini merkeze yerleştirirken diğer karakterleri onun etrafında dönen figürlere indirgemeye başladı. Bu nedenle üçüncü sezonun da benzer temalar üzerinden ilerleyeceğini tahmin etmek çok da güç değil.
Asıl sorun ise Tom Mason'ın neredeyse kusursuz bir karakter olarak yazılması. Sürekli doğru kararlar veren, ahlaki üstünlüğü neredeyse hiç sorgulanmayan bir karakter, dramatik çatışmayı da doğal olarak zayıflatıyor. Oysa bir karakteri ilginç kılan yalnızca doğruları değil, hataları ve bu hataların doğurduğu sonuçlardır.
Bu yüzden dizinin en çok ihtiyaç duyduğu şey, Tom Mason'ın karşısına gerçekten güçlü bir muhalefet çıkarabilmesi. Yüzbaşı Weaver ve Pope zaman zaman bu işlevi üstlenmeye çalışsalar da, senaryo bu çatışmaları sürekli geri plana itiyor. Oysa Mason'ın liderliğini, aldığı kararları ve temsil ettiği değerleri ciddi biçimde sorgulayacak yeni karakterlere ihtiyaç var. Ancak böyle bir karşıtlık sayesinde dizi, idealize ettiği kahramanı gerçekten sınayabilir ve dramatik yapısını güçlendirebilir.
Şimdilik Falling Skies, sahip olduğu potansiyelin gerisinde kalmaya devam ediyor. Eğer üçüncü sezon bu tek merkezli anlatıyı kırıp karakterleri birbirleriyle gerçek anlamda çatıştırmayı başarabilirse, belki o zaman yalnızca iyi bir bilimkurgu fikrine değil, iyi bir drama yapısına da kavuşabilir.

Yorumlar