The Blair Witch Project'in ardından "found footage" sineması korku türünün en üretken anlatım biçimlerinden biri hâline geldi. Seyirciye izlediği görüntülerin gerçekten yaşanmış olaylardan arta kalan kayıtlar olduğu hissini vermeyi amaçlayan bu teknik, zamanla yalnızca korku filmleriyle sınırlı kalmadı. Brian De Palma'dan George A. Romero'ya kadar birçok yönetmenin denediği bu biçim, Josh Trank'in ilk uzun metrajı Chronicle ile bu kez süper kahraman sinemasına taşınıyor.
Film, üç lise öğrencisi Andrew, kuzeni Matt ve arkadaşları Steve'in gizemli bir kristalle karşılaşmalarının ardından telekinetik güçler kazanmalarını anlatıyor. İlk bakışta klasik bir "gençler süper güç kazanır" hikâyesi gibi görünse de Chronicle'ın asıl başarısı, bu klişeyi günümüz dijital kültürüyle ilişkilendirmesinde yatıyor.
Andrew, süper kahraman sinemasının tanıdık figürlerinden biridir. Okulda dışlanan, arkadaş edinmekte zorlanan, evde hasta annesi ve şiddet uygulayan babasıyla yaşayan yalnız bir gençtir. Ancak Andrew'un en önemli özelliği, sürekli elinde kamera taşımasıdır. Daha filmin başında kamerayı hayatıyla arasına koyarak kendi gerçekliğini kaydetmeye başlar. Kamera onun için yalnızca bir kayıt cihazı değil; aynı zamanda travmalarından korunabildiği alternatif bir dünyadır.
Kristalin ardından kazandıkları güçlerle birlikte üç arkadaş kamerayı ellerinden bırakmaz. Başlangıçta bu güçler çocukça eğlenceler için kullanılır; market raflarını hareket ettirmek, insanların şakasına malzeme olmak ya da kızların eteklerini kaldırmak gibi ergenlik dürtülerine dayalı gösterilere dönüşür. Fakat zamanla güç kadar önemli olan başka bir şey ortaya çıkar: izlenmek.
Tam da bu noktada Chronicle, bir süper kahraman filminden çok bir sosyal medya alegorisine dönüşmeye başlar.
Bugünün dünyasında görünür olmak neredeyse var olmanın ön koşulu hâline gelmiştir. Herkes kendisini diğerlerinden ayıracak "özel" bir özelliğin peşindedir. Yetenek gösterileri, viral videolar, birkaç dakikalık şöhret vaatleri ve sürekli kaydedilen hayatlar... Andrew'un kamerayla kurduğu ilişki, aslında sosyal medyanın birey üzerinde kurduğu görünür olma baskısının erken bir yansıması gibidir.
Andrew güç kazandıkça yalnızca uçmayı öğrenmez; ilk kez fark edilmeyi de deneyimler. Kamera artık yaşadıklarını belgeleyen bir araç olmaktan çıkar, kimliğini kurduğu bir aynaya dönüşür. Kazandığı özgüven de büyük ölçüde başkalarının bakışından beslenir. Güç ile görünürlük birbirini besledikçe Andrew'un psikolojisi de giderek bozulmaya başlar.
Josh Trank'in en isabetli tercihi ise bu hikâyeyi yine found footage estetiğiyle anlatmasıdır. Eğer Chronicle klasik Hollywood anlatımıyla çekilmiş olsaydı, büyük ölçüde sıradan bir gençlik-süper kahraman filmi olarak kalabilirdi. Oysa kameranın sürekli karakterlerin elinde olması, hikâyeyi sosyal medya çağının bakış rejimine yaklaştırıyor. Görüntünün kendisi de filmin anlattığı meselenin bir parçasına dönüşüyor.
Bu yönüyle Chronicle, yalnızca süper güç kazanan üç gencin hikâyesini anlatmıyor. Aynı zamanda görünür olma arzusunun, dijital çağın ürettiği şöhret kültürünün ve sürekli kayıt altında yaşamanın bireyi nasıl dönüştürdüğüne dair başarılı bir alegori kuruyor. Josh Trank, popüler süper kahraman kalıplarını kullanırken, onları günümüz medya kültürüne dair eleştirel bir çerçeveye oturtmayı başarıyor. Bu da Chronicle'ı benzerlerinden ayıran en önemli özellik hâline geliyor.

Yorumlar