Son yıllarda İngiliz sineması dikkat çekici bir yaratıcı yükseliş içerisinde. Steve McQueen'in Shame'i, Lynne Ramsay'in We Need to Talk About Kevin'ı, Tomas Alfredson'ın Tinker Tailor Soldier Spy (Köstebek) uyarlaması, Andrea Arnold'un Wuthering Heights'ı (Uğultulu Tepeler) ve Paddy Considine'in Tyrannosaur'u bu dönemin en güçlü örnekleri arasında yer alıyor. Andrew Haigh'in yalnızca on yedi günlük kısa bir çekim sürecinde tamamladığı Weekend de bu etkileyici dönemin önemli filmlerinden biri olarak anılmayı hak ediyor.
Haigh, tek gecelik bir ilişkinin yavaş yavaş aşka dönüşmesini anlatıyor. Ancak bunu büyük dramatik kırılmalar, melodram ya da romantik komedi kalıpları üzerinden değil; gündelik hayatın içinden, son derece yalın ve doğal bir dille kuruyor. Film, iki insanın birbirini tanımaya çalışmasının küçük anlarına odaklanıyor ve tam da bu sadelik sayesinde duygusal olarak etkileyici bir hâl alıyor.
Weekend'in en büyük başarısı, ilişkiyi yalnızca cinsel yönüyle tanımlamaması. Russell ve Glen arasındaki yakınlaşma, kimlik, görünür olma, aidiyet ve "öteki" olarak yaşamanın yükü üzerine uzun sohbetlerle derinleşiyor. Özellikle Glen'in kendi kimliğini görünür kılma arzusu ile Russell'ın daha geri planda kalmayı tercih eden tavrı arasındaki gerilim, filmin dramatik omurgasını oluşturuyor. Böylece aşk hikâyesi, aynı zamanda farklı yaşam biçimlerinin ve kimlik politikalarının da tartışıldığı bir alana dönüşüyor.
Haigh'in diyalog yazımındaki başarısı burada belirleyici oluyor. Karakterler konuşurken yalnızca birbirlerini değil, kendilerini de keşfediyorlar. Bu doğallık hissi, filmin belgesel gerçekçiliğine yaklaşan atmosferini daha da güçlendiriyor.
Tom Cullen ve Chris New da bu sadeliği destekleyen son derece ölçülü performanslar sergiliyor. Oyunculuklar büyük dramatik patlamalara değil, bakışlara, sessizliklere ve küçük jestlere dayanıyor. Bu sayede karakterler yazılmış olmaktan çok, gerçekten yaşanıyormuş hissi uyandırıyor.
Weekend, büyük iddialar ortaya koymadan, küçük bir hikâyenin içinde evrensel duygular yakalayabilen filmlerden biri. Andrew Haigh de bu filmiyle yalnızca güçlü bir ilk izlenim bırakmakla kalmıyor; insan ilişkilerine gösterdiği incelikli bakış ve doğal anlatımıyla uzun soluklu bir sinema kariyerinin habercisi olduğunu hissettiriyor.

Yorumlar