
Restless, sinemaya yeni adım atan bir yönetmenin ilk filmi olsaydı muhtemelen çok daha olumlu karşılanabilirdi. Hatta sinemaya yeni başlamış olsam ve bu benim ilk filmim olsaydı, ailesini genç yaşta kaybetmiş Enoch ile ömrünün son günlerini yaşayan Annabel'in kesişen hikâyesini; yer yer gençlik melodramına yaslanan duygusallığını göz ardı ederek, sıcak karakterleri, özenli görselliği ve başarılı mizansenleriyle karamsar atmosferine rağmen izleyicisini gülümsetebilen samimi bir yapım olarak değerlendirebilirdim.
Ancak ne ben sinemaya yeni başladım ne de Restless, ilk filmini çeken bir yönetmenin işi. Kamera arkasında Gerry, Elephant, My Own Private Idaho ve Paranoid Park gibi filmlerle Amerikan bağımsız sinemasının en özgün auteurlerinden biri hâline gelen Gus Van Sant bulunuyor. İşte beklentiyi değiştiren de tam olarak bu.
Van Sant'ın son dönem filmlerinde gördüğümüz biçimsel cesaret, uzun planlarla kurduğu hipnotik ritim ve karakterlerini çevreleyen deneysel görsel dil, Restless'ta neredeyse tamamen ortadan kalkıyor. Yönetmen, Elephant ve Paranoid Park'ta yaptığı gibi sinema dilini zorlayan yeni estetik arayışlara yönelmiyor; türün sınırlarıyla oynamak ya da romantik dram kalıplarını dönüştürmek yerine oldukça güvenli ve öngörülebilir bir anlatıyı tercih ediyor.
Ortaya çıkan film kötü değil; aksine zarif, sevimli ve yer yer dokunaklı. Fakat Gus Van Sant gibi kariyeri boyunca seyirciyi biçimsel olarak da şaşırtmayı başarmış bir yönetmenden beklenti yalnızca iyi bir hikâye anlatması değil, aynı zamanda o hikâyeyi sinemasal olarak yeniden keşfetmesidir. Restless ise tam bu noktada, yönetmeninin filmografisi içinde fazlasıyla mütevazı ve risksiz kalıyor.
Yorumlar