American Horror Story


Nip/Tuck'ın yaratıcısı Ryan Murphy'nin imzasını taşıyan American Horror Story, daha isminden itibaren korku türüne iddialı bir giriş yapacağını hissettiriyor. Böylesine grotesk bir korku dizisinin televizyon için ciddi bir risk olduğu düşüncesiyle başladığınız seri, her bölümün sonunda "Acaba bu kaliteyi sürdürebilecek mi?" sorusunu zihninize yerleştiriyor.

Murphy, Amityville Horror'dan The Haunting'e, The Omen'dan The Shining'e kadar korku sinemasının pek çok klasiğinden beslenirken, kendi sinemasal takıntılarını da bu evrene başarıyla taşıyor. Hatta onu, televizyon dünyasının David Cronenberg'i olarak tanımlamak çok da yanlış olmaz. Tıpkı Cronenberg gibi beden ile zihin arasındaki kırılgan ilişkiyi merkeze alıyor; groteski yalnızca görsel bir unsur olarak değil, karakterlerin ruhsal çöküşünün doğal bir uzantısı olarak kullanıyor.

Nip/Tuck'ta fiziksel kusurlarından kurtulmaya, kusursuz güzelliğe ulaşmaya çalışan ama ruhsal açıdan giderek çöken karakterler yaratan Murphy, American Horror Story'de bu formülü tersine çeviriyor. Bu kez merkezde bir psikiyatrist var ve hikâye, psikolojik travmalarla boğuşan karakterlerini bastırılmış korkularıyla yüzleştirirken onları bedensel deformasyona, deliliğe ve nihayetinde ölüme sürüklüyor.

Sezon boyunca taşıdığı "Acaba sonunu getirebilecek mi?" endişesini ise final bölümünde sunduğu, The Omen'ı hatırlatan küçük ama etkili sürprizle büyük ölçüde gideriyor. Sonuçta arkasında korku sinemasının zengin mirasını iyi özümsemiş bir yaratıcı ve bu mirası kendine özgü bir üslupla yeniden yorumlayan Ryan Murphy var.

Yorumlar