
Bryan Singer, serinin ilk iki filmiyle aksiyonu politik alt metinlerle besleyen başarılı bir süper kahraman evreni kurmuştu. Yönetmenin ayrılmasının ardından gelen X-Men: The Last Stand ve X-Men Origins: Wolverine, bu çizginin oldukça gerisinde kalan halkalar oldu. Serinin yıpranan itibarını yeniden ayağa kaldırma görevi ise Stardust ve Kick-Ass ile dikkat çeken Matthew Vaughn'a düştü.
X-Men: First Class, ilk filmin öncesine giderek Xavier ve Magneto'nun nasıl tanıştığını, X-Men ekibinin nasıl oluştuğunu ve ortak bir ideali paylaşan bu iki karakterin hangi kırılma noktasında farklı yollara savrulduğunu anlatıyor.
Filmi, Amerika ile Sovyetler Birliği arasındaki Küba Füze Krizi'nin ortasına yerleştiren Vaughn, mutantların hikâyesini tarihsel bir olayla iç içe geçiriyor. Bu tercih ister istemez Watchmen'i hatırlatıyor. Her ne kadar Soğuk Savaş teması süper kahraman sinemasında daha önce de kullanılmış bir politik zemin olsa da, burada asıl işlevi Xavier ile Magneto'nun dünya görüşlerini karşı karşıya getirmek oluyor.
Filmin en büyük artısı ise hiç kuşkusuz temposu ve oyuncu kadrosu. Özellikle James McAvoy ile Michael Fassbender, Xavier ve Magneto'nun dostluktan düşmanlığa evrilen ilişkisini büyük bir inandırıcılıkla taşıyor. Vaughn da klasik süper kahraman formülünü karakter odaklı bir anlatıyla dengeleyerek seriyi yeniden doğru rotaya sokmayı başarıyor.
Yorumlar