
Planet of the Apes serisi, sinema tarihinin "öteki" kavramı üzerine kurulmuş en güçlü alegorilerinden biridir. Irkçılıktan sömürgeciliğe, ayrımcılıktan türler arasındaki hiyerarşiye kadar pek çok meseleyi bilim kurgu aracılığıyla tartışmaya açan seri, yıllar içinde dört devam filmi ve bir yeniden çevrimin ardından bu kez Rise of the Planet of the Apes ile yeniden beyazperdeye taşınıyor. Yönetmen koltuğunda ise Rupert Wyatt oturuyor.
Filmin konusu gereği, günümüz dünyasına dair yeni alegoriler üretmesini beklemek kaçınılmaz oluyor. Özellikle 11 Eylül sonrasında Amerika'nın "öteki"ne bakışı, terör söylemi ve Ortadoğu politikaları üzerinden okunabilecek güçlü bir politik zemin mevcut. Bu nedenle filmden, serinin temel meselesini çağdaş dünyanın siyasi atmosferiyle yeniden yorumlaması bekleniyor.
Ancak Rise of the Planet of the Apes, bu fırsatı büyük ölçüde değerlendiremiyor. Yeni bir yorum geliştirmek yerine sırtını büyük ölçüde orijinal serinin mitolojisine yaslıyor ve kendi varlığını o miras üzerinden kuruyor. Böylece filmin asıl yeniliği düşünsel düzeyde değil, teknik düzeyde kalıyor.
İşin ironik tarafı ise tam burada başlıyor. "Öteki" üzerine kurulmuş bir serinin yeni halkası, bu kez kendi geçmişini ötekileştiriyor. Hollywood, teknik olarak eskimiş ama düşünsel olarak hâlâ güçlü olan bir klasiği, günümüz görsel efektleriyle yeniden üretirken; orijinal yapımı yalnızca teknolojik yetersizliği üzerinden değersizleştirme riskini de beraberinde getiriyor. Bir anlamda, serinin yıllarca eleştirdiği dışlama ve tüketme mantığını bu kez kendi geçmişine uyguluyor.
Bu yüzden Rise of the Planet of the Apes, etkileyici görsel efektlerine ve başarılı teknik yapısına rağmen, serinin yıllar önce açtığı düşünsel tartışmaları aynı cesaretle derinleştiremiyor. Ortaya çıkan şey, yeni bir bakış açısından çok, eski bir fikrin günümüz teknolojisiyle yeniden paketlenmiş hâli oluyor. Paradoks ise oldukça çarpıcı: "Öteki"ni anlatan bir seri, bu kez kendi geçmişini "öteki"ne dönüştürerek varlığını sürdürüyor.
Yorumlar