İçinde bulunduğumuz yaşam, makro ve mikro ölçekte karşıtlıklar üzerine kuruludur. Bir düşünceyi, bir karakteri ya da bir sistemi ancak karşıtı üzerinden anlamlandırabiliriz. Dram sanatının temel dinamiği de tam olarak bu çatışmadan beslenir.
Falling Skies, ilk sezonunu geride bırakırken ne yazık ki karakterleri arasındaki temel çatışmaları yeterince derinleştiremiyor. Siviller ile askerler, baba ile oğul, insan ile uzaylı gibi hikâyeyi taşıması gereken gerilim hatları kuruluyor; ancak senaristler bu çatışmaları gerçek sonuçlara ulaştırmak yerine sürekli uzlaşmayla sonlandırmayı tercih ediyor. Böyle olunca karakterler de yaşadıkları krizlerden dönüşerek çıkamıyor ve dramatik gelişimleri sınırlı kalıyor.
Oysa böylesine kıyamet sonrası bir dünyada fikir ayrılıklarının, otorite mücadelelerinin ve ahlaki ikilemlerin çok daha sert biçimde yaşanması beklenir. Dizinin en büyük eksikliği de tam burada ortaya çıkıyor. Çatışmayı kuruyor ama sürdüremiyor; yarattığı gerilimi ise çoğu zaman sevgi, hoşgörü ya da kolay uzlaşmalarla etkisiz hâle getiriyor.
Bilim kurgu tarafında ise dizi, farklı uzaylı tasarımlarını tek potada eritmeye çalışıyor. Yoda, Alien, Predator, Cylon, hatta E.T., District 9 ve War of the Worlds'den izler taşıyan bu uzaylı kolajı ilk bakışta ilgi çekici görünse de, özgün bir mitoloji kurmakta zorlanıyor.
İlk sezon sonunda geriye, potansiyeli yüksek fakat dramatik çatışmalarını yeterince besleyemediği için beklentilerin altında kalan bir bilim kurgu dizisi kalıyor. Bundan sonraki süreçte dizinin kaderini belirleyecek olan şey de uzaylı istilasının kendisinden çok, karakterleri nihayet gerçek anlamda karşı karşıya getirip getiremeyeceği olacaktır.
Yorumlar