
Cube ile kült bir filme imza atan Vincenzo Natali, yeni filmi Splice'ta bu kez insan-hayvan hibritleri üzerine çalışan ve aynı zamanda romantik bir ilişki yaşayan iki bilim insanının hikâyesine odaklanıyor.
Filmin ilk bölümü, insanın klonlanması üzerinden bilim etiği, Tanrı'nın yerine geçme arzusu ve genetik müdahaleler gibi klasik bilim kurgu tartışmalarına yönelecekmiş izlenimi veriyor. Ancak Natali'nin asıl ilgilendiği konu bunlardan çok, bir canlının doğumu, büyümesi ve kimlik kazanma süreci.
Ortada bir çift ve onların yarattığı bir "çocuk" olunca, filmi Freud'un psikoseksüel gelişim kuramı eşliğinde okumak çok daha anlamlı hâle geliyor. Dren'in olağanüstü hızla büyümesi, çocukluktan ergenliğe ve yetişkinliğe geçişi, Freud'un yıllara yaydığı gelişim evrelerini kısa bir zaman dilimi içinde görselleştiriyor. Bilim insanı çift de yalnızca yaratıcılar değil; aynı zamanda anne-baba rollerini üstlenen, kendi bastırılmış arzularını ve başarısızlıklarını Dren'in gelişimine yansıtan figürlere dönüşüyor.
Filmin en çarpıcı yanı da burada ortaya çıkıyor. Natali'nin yarattığı canavar aslında laboratuvardan değil, aile kurumunun içinden doğuyor. Dren'i trajik bir yaratığa dönüştüren şey genetik yapısı değil; ona rehberlik etmesi gereken anne ve baba figürlerinin kendi arzularını, korkularını ve saplantılarını onun üzerine yüklemeleri. Böylece film, bilim etiğinden çok ebeveynlik sorumluluğunu ve kimlik inşasını tartışan karanlık bir aile dramına dönüşüyor.
Ne var ki Natali, Cube'daki gibi kapalı mekânın yarattığı klostrofobik gerilimi burada sürdüremiyor. Filmin son bölümlerinde psikolojik gerilimden uzaklaşıp aksiyona yönelmesi, anlatının kurduğu güçlü atmosferi zayıflatıyor.
Yine de Splice, bilim etiğinden çok insanın gelişim sürecine ve aile ilişkilerine odaklanan yaklaşımıyla, klasik bilim kurgu kalıplarının dışına çıkmayı başaran ilginç bir deneme. Natali, bu kez laboratuvarda yaratılan bir canavarı değil; insanın kendi elleriyle yarattığı aile trajedisini anlatmayı tercih ediyor.
Yorumlar