Predators


Sinema tarihinin en acımasız uzaylıları sıralansa, Alien ile birlikte ilk iki sırayı hiç kuşkusuz Predator alır. Alien, içerdiği katmanlı alt metinler ve genel olarak daha nitelikli filmleri sayesinde Predator'ın her zaman birkaç adım önünde dursa da, ikisi de popüler kültürün en ikonik yaratıkları arasında yer alıyor.

Ne var ki son yıllarda çekilen Alien vs. Predator filmleri, bu iki efsaneyi karşı karşıya getirmek uğruna her ikisinin de gizemini ve karizmasını ciddi biçimde zedeledi.

Predators (2010) ise seriyi yeniden ayağa kaldırma çabası olarak okunabilir. Hikâye, ilk filmin (1987) temel formülünü alıyor; yalnızca ormanı bu kez Lost'u andıran yabancı bir gezegenle değiştiriyor. Üstelik Lost benzerliği sadece mekânla sınırlı değil. Gezegene düşen karakterlerin her biri, dizide olduğu gibi geçmişlerinden kaçan ya da geçmişleriyle tanımlanan insanlar. Film bu arka planları derinleştirmiyor; birkaç diyalogla karakterlerin kim olduklarını öğreniyoruz. Böylece gezegen, tıpkı Lost'taki ada gibi, birbirine zıt karakterlerin bir araya getirildiği bir tür araf işlevi görüyor.

Bu yönüyle Predators, AVP filmlerinin yerle bir ettiği Predator mitolojisini kısmen de olsa onarmayı başarıyor. Ancak aynı zamanda serinin yaratıcı olarak tükenmeye başladığını da gösteriyor. Çünkü ilk filmin iskeletini farklı bir dekorla yeniden kurmak, nostalji hissi yaratsa da seriye gerçekten yeni bir şey katmıyor.

Kısacası, Predator bu filmle karizmasını bir nebze kurtarmış olabilir. Ama asıl ilginç olan, bugün yeniden güçlü bir filme ihtiyaç duyan tarafın Predator değil, yıllardır yanlış ellerde iyice hırpalanan Alien serisi olması. Umarım bir gün Alien da kendi efsanesine yakışan yeni bir filme kavuşur.

Yorumlar