Pandorum

Bilim kurgu filmleri zaten uzun zamandır salonlarda hak ettiği kadar yer bulamıyor. Bu yüzden türün tutkunları, film kusurlu bile olsa gidip izler; çünkü büyük perdede iyi bir bilim kurgu deneyimi hâlâ başlı başına bir olaydır.

2009 ise tür adına verimli bir yıldı. District 9, Moon ve son olarak Pandorum, gişede devasa başarılar elde edememiş olsalar da bilim kurgu adına yüz güldüren yapımlar oldular.

Pandorum, başta Alien ve Maymunlar Cehennemi olmak üzere birçok bilim kurgu klasiğinden izler taşıyor. Ancak bu esinlenmeler filmin kendi kimliğini kurmasına engel olmuyor. Aksine, tanıdık fikirleri kullanarak kendine ait karanlık bir atmosfer yaratmayı başarıyor.

Filmin asıl ilgisini çeken nokta ise "Pandorum" adı verilen psikolojik rahatsızlığın ötesinde, insan uygarlığının çöküşüyle birlikte Tanrı, ahlak ve adalet gibi kavramların hâlâ bir anlam taşıyıp taşımadığını sorgulaması. Medeniyet ortadan kalktığında, insanı insan yapan değerler de yok olur mu? Film zaman zaman bu soruların peşine düşüyor.

Ne var ki aynı cesareti bilime karşı gösteremiyor. İnanç, ahlak ve adalet tartışmaya açılırken, insanlığın bugününü belirleyen en güçlü unsur olan bilim neredeyse hiç sorgulanmıyor. Bu nedenle Pandorum, ilgi çekici felsefi fikirler ortaya atmasına rağmen onları yeterince derinleştiremeyen, potansiyelinin bir kısmını yüzeyde bırakan bir film olarak akılda kalıyor.

Yorumlar