
Edebiyat uyarlamalarının sinema için her zaman önemli bir risk taşıdığı açık. Bir romanın hayranlarını tatmin etmek, metnin ruhunu korurken onu sinemasal bir dile dönüştürmek kolay bir iş değil. Ejderha Dövmeli Kız uyarlamasının bu açıdan serinin hayranları üzerindeki etkisini, kitapları okumadığım için değerlendirmek zor. Ancak ortada güçlü bir polisiye anlatı ve bunun üzerine kurulmuş dikkat çekici bir feminist okuma olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Filmde rasyonel aklın ve bilginin temsil edildiği erkek egemen dünyaya karşı Lisbeth Salander'in silahı hackerlıktır. Erkeklerin kurduğu sistemin araçlarını kullanarak o sistemi içeriden zorlayan Lisbeth, sahip olduğu bu güçle oldukça acımasız bir mücadele yürütür. Ancak onun sertliği yalnızca bir kişilik özelliği değil; maruz kaldığı şiddetin ve dışlanmışlığın yarattığı bir savunma biçimidir.
Lisbeth ile Mikael Blomkvist'in yollarının kesişmesi de yine kadınların erkek egemen dünyada maruz kaldığı şiddet üzerinden gerçekleşir. Bu açıdan film, kişisel bir suç soruşturmasının ötesine geçerek kadın bedeninin, arzularının ve özgürlüğünün nasıl kontrol edilmeye çalışıldığını sorgular.
Lisbeth'in annesiyle yaptığı konuşma ve geçmişine dair verilen kısa parçalar, onun duygusal bağlardan neden uzak durduğuna ve nasıl bu kadar sert bir karaktere dönüştüğüne dair önemli ipuçları sunar. Aşkın onun dünyasında yalnızca bir yakınlık değil, aynı zamanda kontrol kaybı ve kırılganlık anlamına gelmesi; karakterin erkek egemen düzene karşı geliştirdiği mesafeyi de açıklar. Ancak bu dönüşüm film içerisinde tam anlamıyla derinleştirilemez; Lisbeth'in geçmişi ve psikolojik yapısı daha çok sonraki hikâyelere bırakılmış hissi verir.
Yorumlar