
Zengin toprak ağası babasının sağladığı ayrıcalıklarla belli bir mevkiye yükselen ve siyasete atılan Behçet'in hayatı, Rum komşu kızı Elena'ya âşık olması ve en yakın arkadaşının kendi yüzünden ölmesiyle geri dönülmez biçimde değişir. Tomris Giritlioğlu ise bu içsel dönüşümü yalnızca karakter üzerinden değil, kurduğu görsel dil aracılığıyla da anlatır. Behçet'in evinde bir türlü akmayan su ve ne yapılırsa yapılsın ölmeyen böcekler, geçmişin günahlarını ve bastırılmış vicdanı simgeleyen güçlü metaforlara dönüşür. Behçet babasının gölgesinden kurtulup kendi geçmişiyle yüzleştikçe bu imgeler de onun arınma süreciyle koşut biçimde anlam kazanır. Böylece Giritlioğlu, bireysel hesaplaşmayı mekânın ve nesnelerin hafızasına taşıyarak filmin dramatik yapısını zenginleştirir.
Yorumlar